Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Türklerde Din ve İnanç

    Türklerde Din ve İnanç

    Seyit Kemal Karaalioğlu, Türk Edebiyatı Tarihi

    İslâmlığın kabulüne kadar Türkler; totemci, şamanist, animist inançlardan Manihaizm, Budizm, Zerdüşt ve Hristiyan dinlerine girmişler; en sonra İslâmlıkta karar kılmışlardır.

    Türklerin en eski dini olan Totemcilik'te Bozkurt, Akkoyun, Karakoyun, Alageyik, Bozgeyik birer Totem'dir. Bunlardan birini Totem yani Ongun kabul eden Türk boyları, o hayvanın etini yılda bir defa yapılan şölenlerde kurban ederek yerler; başka zaman yemezlerdi. Sonra ruhçuluğa dayanan Animizm; doğacılık görüşünden kuvvet alan Naturizm inanışlarını benimsediler.

    O zamanki Türklerin Tanrı görüşü şöyledir :

    Tanrı; tüm evrenle varlıkların yaratıcısı olan büyük bir kuvvettir. Önce evreni, sonra da dünyayı yaratmıştır, Dünya yukarıda Mavi Gök, aşağıda Yağız Yer ve ikisinin ortasında Yeryüzü olmak üzere üç bölüme ayrılmaktadır. Tanrı dünyayı böylece yarattıktan sonra yıldızlan yaratmak ister, bir insan yaratırsa da, bu insan şımarır, Tanrı'ya karşı gelir. O zaman Tanrı, insana kızarak onu yerin ortasına gönderir. İşte bundan türeyen insanoğulları yerde çoğalarak Cinleri meydana getirirler. Tanrı bir insan daha yaratır, işle bu ikinci insan Tanrı'nın buyruğunu uydular. Türkler, Mavi Gökyüzü'nün ve Kara Yerin arasındaki yeryüzünün tanrısına Kara Han derler. Tanrı Kara Han bu ülkeleri kendisi yönetmez; aydınlık ülkelerin yönetimini göğün on yedinci katında oturan oğlu Bayülken Han'a, karanlık ülkelerin yönetimini de Erlik Han'a bırakır. Bayülken Han iyilikleri kutlayan Hayır Tanrısı'dır. Yeryüzünü yöneten tanrılarla perilere Yersuplar denir. Toprak, Su, Ateş, Demir ve Ağaç Türklerce kutsal sayılır. Büyük törenlerde Bayülken Han'a beyaz, Erlik Han'a da yağız atlar kurban edilir. Eski Türkler kötü ruhlara Cin derler; dünyanın kötü ve iyi ruhlarla dolu olduğuna inanırlar.

    Türkler'de güzel sanatların doğumunu din hazırlar. Türkler, İslâmlıktan önce; Şamanizm, Budizm, Manihaizm gibi dinlerin etkisindedir. Şamanizm Göktürklerin, Manihaizm Uygurların dinidir.

    Şamanizm

    Şamanizm; Şamanlık, Sibirya'da oturan Türklerin ilkel dinidir. Tef, zil, davul çalarak, raks ederek, türkü söyleyerek âyin yapan ve böylece ruhlarla İlişki kurarak hastalıkları iyi ettiğine, istenilen birtakım sonuçları sağladığına inanılan Şamanların yönettiği şamanizm, dinle tarikat arası bir yoldur.

    Orta Asya'nın Sibirya eteklerinde yaşayan Şamanlığa bağlı Yakut Türklerinden gayrısı, bugün yeryüzündeki Türklerin hemen hepsi Müslümanlığı kabul etmişlerdir.

    Şamanizm; tapınaksız bir doğa dinidir. Tanrı Ülgen'e kurbanlar sunmak, bu sunuşla beraber dualar, ilâhiler söylemek en belli başlı âyinidir. Bu âyini idare eden rahipler «şaman» adını almaktadır.

    Bugünkü dille Şaman duası :

    "Ulu Tanrı'nın gözü erişsin, büyüklerin duası berekâtiyle, kuzulu koyunların çok olsun, bastığın yer bayram olsun. Civcivli kara tavuğun çok olsun, önünde ay parlasın, arkanda güneş parlasın, yüksek yerlerde evini kurasın, ön eteğine evlat bassın, arka eteğine mal bassın, dört yaşında hayvanın yavrulasın, giydiğin elbise kirlenmesin, yaşın ebedi olsun. Güneş dolaşmaz Tunç Dağım, ay dolaşmaz Altın Dağım, sürü sürü mallara bereket veren sensin.

    Kıyametin kopacağı zaman, gök demir olup kalır; yer bakır olup kalır. Han, hana hücum eder, katı taş öğütülür, baba, oğlunu tanımaz, Pagır (sarımsağa benzer değersiz bir ot) çok pahalanır. At başı büyüklüğünde altın, bir küçük tas yemekten kıymetsiz olur. Ayak altından altın çıkar, fakat onu alacak kimse bulunmaz.

    Ey pulat dağ! Güneş senin her yanını çeviremez. Ay, ey altın dağ! Senin her yanını kuşatamaz. Abakanlıların koruyucusu, kutlu kurban istiyen yüce Dağım!... Büyüklerimiz, atalarımız yere baş koyup sana tapmışlar. Bir küçük alkışını bize göstermez misin? Bitmez, tükenmez bolluğumuzu yaratıver. Ey kutlu beşiği yaratan! Ülüşümüz, elle tutulsun. Sürülerimize bolluk ver. Arıg yurduma bolluk ver; ey kutlu ulu Dağ; ey yüce Karakaya!..."


    Şamanlıkta on yedi tabaka olan gökyüzü iyiliğin, güzelliğin, mutluluğun yeri cennet; on dört tabaka olan yeraltı ise karanlığın, çirkinliğin, kötülüğün, bahtsızlığın yeri cehennem; bir iki tabaka arasında insanlarla diğer canlı varlıkların yaşadığı yeryüzü bulunmaktadır. Bu dinin iki tanrısı vardır: Gök Tanrısı, Yer Tanrısı.

    Şamanizm, Budizm, Zerdüştlük, Manihaizm, Hristiyanlık dinleri ilk şiirimizi etkilemekle beraber, bu dinler, Türk geleneklerini bozacak bir nitelik gösterememişlerdir. Şamanlığa ait, dünkü ve bugünkü dille, dört mısralık bir parça:

    Kalgançı çak kelerde
    Tengri temir polup kalar
    Yer, yes polip kalar
    Kaan kaanka kapçıgar

    Günümüz Türkçesi:
    Dünyanın sonu geldiğinde
    Gök demir olup kalır
    Yer bakır olup kalır
    Kağan kağanla kapışır

    Maniheizm

    Maniheizm; M. S. III. yüzyılda, Mardin'de doğduğu söylenen Manes (Mani) tarafından kurulan Hristiyanlıkla Zerdüşt dini arasında bir Orta doğu dinidir. Sanatçı ruhlu bir insan olan Mani, dinine böyle bir ruh vermiştir. Bu din IX. yüzyılda Uygur Türkleri tarafından da kabul edilmiştir. Manes, Manseus inancına göre; evrende etken iki ilke vardır: İyilik ve kuvvet. Bunlardan birincisi Tanrı veya ışık; İkincisi şeytan veya karanlıktır.

    Çeşitli Görüşler:

    "Buda merhametini en ehemmiyetsiz şeylere dahi bahşeder." (CULLA-VAGGA)

    "Tarihte Türkler kadar çeşitli dinlere giren başka bir millet yoktur, Türkler din konusunda en geniş müsamahaya sahip milletlerin belki birincisidir. Lâiklik prensiplerinin tatbikatı ilk olarak bizim tarihimizde görünmektedir." (İbrahim KAFESOĞLU)

    "Dostoyevski, Mirabeau, Hölderlin, Edgar Ailen Poe, büyük şamanlar! Küçük şamanlar da var: Heine, Napoleon tam bir şaman değildi; dünyanın şusuna busuna fazla inanıyordu. Her dâhi biraz şamandır, ama, tabiî, her budala da biraz şamandır." (Andre MALRAUX)

    "Türklerin türlü çağlarda türlü dinleri kabul etmiş olduklarını biliyoruz. Atalarımız bu dinlere girdikleri zaman din kitaplarını öz dillerine çevirmişler, onları kendi kültürleri ile yoğurmuşlardır... Musâ dinine girmiş Karaim Türkleri tarafından Türkçeye çevrilen ve elde mevcut en eski nüshası XIII. asrın başlangıcına ait olan Tevrat çevirisi öz Türkçe bir eserdir... İncil çevirilerinin en eskisi Kodeks Komanikus'tur. 1303 senesi temmuz ayında yazılmış olan nüshası Venedik'te Sent Marko kilisesi kütüphanesindedir... Bilginlerin dediklerine göre, şimdiye kadar bulunmuş olan Kur'an çeviri ve tefsirlerinin en eskisi, Zeki Velidî Bey tarafından Türkistan'da bulunan, şimdi Leningrat'ta «Asya Müzesi yazmaları» arasında yazılı olan kitaptır." (Hasan Âli YÜCEL)

    "Ulusal kurtuluş hareketlerinde dinin ve özellikle İslâmiyet'in oynadığı rol, dinsel inançları olmayanları, çağımızda dinin rolü ve tabiat problemini günümüzün esprisine uygun şekilde yeniden düşünmeğe zorlamaktadır. Dinin insanları her zaman ve her yerde çalışma, mücadele ve aksiyondan uzaklaştırdığı tezi, tarihsel gerçeklere tamamen aykırı düşmektedir. Kur'an'ın sosyalist bir yasayı ve rejimi tanımladığı ve kurulmasını istediği anlamında yorumlanamaz. Bu dogmatik ve yüzeyde bir yorum olur. Söylenmek istenen, kelimenin altında ruhu yeniden bulmak şartıyla, sosyalizmde Kur'an'ın ruhuna aykırı bir şey bulunmadığıdır." (Roger GARAUDY)

    "Yunan kültürünün gerçek mirasçısı Türklerdir, İlyada ve Odise Türklerin ikinci Kur'an'ı olsa yeridir." (Stanislaw VİNCENZ)

    Kaynak: Seyit Kemal KARAALİOĞLU, Türk Edebiyatı Tarihi
    .

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •