Öğretim sürecinde iletişim öğeleri ve beden dilinin önemi

Yard. Doç. Dr. Nihat Çalışkan
Araştırma Görevlisi Engin Karadağ

Bireyin iletişim tarzının gelişiminde, yakın çevredeki bireylerin mesajları, aile içindeki iletişim ve öğretmen-öğrenci iletişimi önem kazanmaktadır. Konu eğitim açısından ele alındığında öğretmenin iletişim becerisinin öğrencilerin kişilik gelişimi, özgül olarak sağlıklı iletişim tarzı geliştirmeleri üzerindeki etkisinden söz edilebilir. Öğretmenin gerek ders sırasında, gerekse ders dışında öğrenciler üzerinde olumlu etkisinin oluşabilmesi için etkin iletişim becerilerine sahip olması beklenir.

Kaliteli bir eğitim ve iyi bir eğitim sürecinden geçirilmiş bireylerle, yaşam ve dünya daha anlamlı hâle gelecektir. Bunu gerçekleştirebilecek en önemli unsurlardan bir tanesi de öğretmenlerdir ve öğretmenlik artık profesyonel bir meslek olmalıdır. Çünkü öğretmenlik mesleği karmaşık ve aynı zamanda zor bir meslektir. Etkileşim ve iletişimi sağlayabilmesi için uzman ve farklı özelliklerinin olması ve bu özellikleriyle kendisini bir hücre gibi yenilemesi gerekmektedir. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin ulaştığı hız, yaşam boyu öğrenmenin gerekliliğini ortaya koymakta ve kendisine ayak uyduramayanları ciddi bir şekilde tehdit etmektedir. Her çağda olduğu gibi bilgi çağında da öğretmenler, çocuklara istenilen davranışları öğretmede ve öğrenilen davranışları pekiştirmede eğitimin ilk sorumlusu olmuştur. Öğretmen, öğrenmeyi kılavuzlayan ve sağlayan kişidir. Toplumsal gelişim etkisiyle, bütün meslek alanlarında yenileştirme ve uyumu zorunlu kılmaktadır. Nitelikli insan gücü ve meslek alanlarının başında, öğretmenlerin yer aldığı ortaya konmuştur. Okulu ve bireyin yaşam sürecini derinden etkileyen öğretmenin iletişimi eğitim sürecinde önemli rol oynamaktadır.
İletişim, bir kişi ya da kişiler kümesinin başka bir kişiye veya kişiler kümesine düşünce içeriğini aktarmasıdır. Bu düşünce içiriği doğruluk veya yanlışlık bakımından bir tutumun, duygunun, dileğin soylu-soysuz, güzel-çirkin, iyi kötü gibi çeşitli normatif kavramlar bakımından değerlendirme konusu olan semantik bütünün dile getirilişi olabilir. Bu aktarımın doğal aracı dildir. Bu tanım ışığında iletişim; bilgi, fikir, duygu ve düşünceleri kapsayan anlamların, semboller yardımıyla insanlar arasında karşılıklı olarak aktarıldığı süreçtir.
İletişim sayesinde insanlar zihinlerindeki kavram ve fikirleri açığa vurma onları paylaşma ve değerlendirme olanağı elde ederler. Başkalarını etkileme ve onlardan etkilenme ve yararlanma, yararlı olma ve bir başarı gösterme iletişim sayesinde mümkündür. İnsanlar arasındaki ilişkilerin temelinde iletişim vardır. Öğrenmek, öğretmek, anlamak, anlatmak, etkilemek, etkilenmek, paylaşmak ve sahip olmak için iletişim kurarız. Bunların dışında yeme, içme, barınma gibi temel fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarımızı da iletişim kurarak gidermeye çalışırız. Kısacası insan ilişkilerinin temeli iletişime dayanır. Bilgi, bilişim ve iletişim hem bireyin hem de toplumun yaşam sürecini derinden etkilemektedir. Bu nedenle insanlık, bugün köklü bir değişimin eşiğindedir. Temel bir üretim girdisi hâline gelen bilginin, giderek üretimin diğer faktörlerinin yerini almasıyla, geçişin, şimdiki sanayi toplumundan farklı bir topluma, temelini enformasyon ve iletişimin oluşturduğu bilgi toplumuna doğru olduğunu göstermektedir.
Bilgi toplumunu betimlemede kullanılan niteliklerden biri, fiziksel ve kültürel çevrede yaşanan değişim hızının, daha önceki dönemlerde görülmemiş ölçülerde artmış olmasıdır. Bilgi toplumunu daha önceki toplumsal yapılardan ayıran özelliklerin tümünü her alanda yaşanan değişim hızının katlanarak artması şeklinde ifade etmek mümkündür. Bu nedenle iletişim olmaksızın bilgi edinilmesi mümkün değildir.

Öğretim sürecinde iletişim
Öğretmenler açısından iletişim kaçınılmazdır. Dolayısıyla öğretmenler iletişime sürekli açık olmak zorundadırlar. Öğretmenin iletişim tarzı, kendini ifade etme ve başkalarını anlamaya elverişli ise gereksinimin giderebilmesi, diğer bir deyişle problemin çözümü mümkün olabilir. Eğitim sürecinde ortaya çıkabilecek problemlerin çözümünde öğretmenlerin davranışları önemli rol oynayacaktır.
Öğretmenin hoşgörülü, demokrat, sabırlı, sevecen, kendini geliştirmeye eğilimli, planlı, sistemli, değişiklikleri algılayabilen, yönlendiren, destekleyici, öğrencinin gelişim açısından yönlendirebilen, samimi, günlük yaşantısında karşılaştığı sorunları çözebilme, etkin etkileşim ve iletişim becerilerine ve öğrencilere karşı yakınlık sergileyebilen özelliklere sahip olası arzu edilir. Anılan bu özellikler öğretmenin kişisel eğilimleriyle ve eğitimiyle ilgilidir. Eğer öğretmen bu özellikleri geliştirme imkânına sahipse bu konudaki becerilerini geliştirip meslek yaşantısında kullanabilmesi ve dolayısıyla, öğrencilerle kuracağı iletişimde geliştirici olması beklenmektedir.
Bireyin iletişim tarzının gelişiminde, yakın çevredeki bireylerin mesajları, aile içindeki iletişim ve öğretmen-öğrenci iletişimi önem kazanmaktadır. Konu eğitim açısından ele alındığında öğretmenin iletişim becerisinin öğrencilerin kişilik gelişimi, özgül olarak sağlıklı iletişim tarzı geliştirmeleri üzerindeki etkisinden söz edilebilir. Öğretmenin gerek ders sırasında, gerekse ders dışında öğrenciler üzerinde olumlu etkisinin oluşabilmesi için etkin iletişim becerilerine sahip olması beklenir. Sınıf içinde öğretmenin bilgilerini ve düşüncelerini aktarmak, öğrencilere uygun soru sormak için etkin sözlü ve sözsüz ifade becerilerine sahip olması; öğrencilerden gelecek soruları anlaması ve öğrencilerin düşünce ve görüşlerini anlayabilmesi için de iletişim kanallarını kullanması önemli rol oynamaktadır.
Bilgi birikiminin büyük bir hızla arttığı günümüzde, birey ve kurum olarak gelişme, bu yeni bilgilere ulaşmayı, saklamayı ve gerektiğinde kullanmayı gerektirmektedir. Dolayısıyla tüm yaşam olgusu, bir bakıma “bilgi alışverişi” üzerine dayalı bir “iletişim” sistemidir. Yaşamaktaki olan insan vücudu içerisinde, her an için, çeşitli organlar arasında kesintisiz bir iletişim bulunduğu içindir ki, yaşam mümkün olabilmektedir.
Öğrenme-öğretme sürecinin kuşkusuz en önemli unsuru iletişimdir. Pozitif bir iletişimin olmadığı eğitim ve öğretimde, istenilen hedeflere ulaşma mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla öğrenme=iletişimdir. İletişim sürecinde öğretmenle öğrenciler, ders içerikleriyle araçlar, konularla yöntem ve teknikler arasında bir örtüşme veya destek olmadığı müddetçe orada etkili bir öğrenmeden bahsedilmesi mümkün değildir. Öğrenme tıpkı insan vücudu gibi bir sistemler dizisidir. Sistemlerden bir tanesi iyi organize edilmemiş ise, hedefe ulaşmada aksamalar meydana gelecektir. Bu nedenle öğrenme-öğretme sürecindeki iletişim kriterlerine özen gösterilmesi gerekir:
Öğretmen temiz ve sade bir kıyafet seçimini titizlikle yapmalıdır.
Saç, yüz, diş ve el bakımına önem verilmelidir.
Derslere zamanında girerek disiplini elden kaçırmamalıdır.
Derslerde öğrencilerle etkili bir iletişim kurabilmek için güler yüzlü, sevecen, demokrat, sabırlı, hoş görülü bir tavır sergilenmelidir.
Eleştirilere açık, şeffaf bir kişilik göstermelidir.
Öğrencilerin fikirlerine saygı duyarak, onların düşüncelerini ifade etmelerine yardımcı olmalıdır.
Konuyu anlatırken kendisinin ne söylediğine değil, öğrencinin ne anladığını iyi analiz etmelidir. Çünkü öğretmenin zihninde tasarladığı cümlelerle, ifade ettiği sözcükler örtüşmeyebilir.
Derslerde güçlü bir diksiyonu, ses tonu etkili, sözcük dağarcığı zengin vurgulamaları yerine göre yaparak öğrencilerin dikkatleri çekilmelidir.
Duruşu ile enerjik, canlı bir tavır sergilenmelidir.
Öğrencilerin dikkatlerini çekebilmek için mutlak surette konuyla bağlantılı küçük anekdotlar anlatılmalıdır.
Öğrencilerle konuşurken mutlak surette isimleriyle hitap edilmelidir.

Öğretim sürecinde iletişimin öğeleri
Mead’ a göre iletişim, bir etkileşim, bir ilişki ve toplumsal bir süreç, hatta biyolojik düzeydeki bir etkileşimdir. Kendisinde var olan duygu ve düşünceleri davranış değişikliği oluşturmak amacıyla sınıftaki öğrenciyle paylaşmak isteyen öğretmen, öğrencileriyle yüz yüze gelerek karşılıklı bilgi alışverişinde bulunacaktır. O hâlde sınıfta görev yapan öğretmenin esas alması gereken bireyler arası iletişim olacağından yapılacak iletişim tanımında bireyler arası mesaj alışverişinin yansıtılmasının da dikkate alınması amaç olmalıdır. Bu amaca göre iletişim, Davranış değişikliği meydana getirmek üzere düşünce, bilgi, duygu, tutum ve becerilerin paylaşılması sürecidir.
Düşünce, duygu, tutum ve becerilerin paylaşılmasında iletişim sürecinin temel öğeleri etkilidir. Bunlar; kaynak, mesaj, kanal, alıcı ve geri bildirimdir. Kısaca iletişim sürecinin öğeleri aşağıdaki gibi kısaca açıklanabilir:
Kaynak: İletişim sürecini başlatan kişidir. Sınıf içi iletişimde bu görevi öğretmen üstlenir. Burada öğretmenin amacı hedefleri doğrultusunda öğrencilerde davranış değişikliği meydana getirmektir.
Mesaj: Kaynaktan alıcıya gönderilen uyarıcılar veya kodlanan bilginin aldığı fiziki şekildir.
Alıcı: Kaynak tarafından gönderilen mesajın kanal aracılıyla ulaştığı kişidir.
Geri Bildirim: Karşılıklı olarak alıcı ve kaynak tarafından gönderilen mesajlar verilen tepkilerdir.
Sınıf içi iletişimde öğretmen, sosyal ve fiziksel çevresini kasıtlı olarak etkilemek için iletişim kurar. Öğretmenin iletişim becerisini arttırmak amacıyla iletişim olgusunu çözümlerken özellikle kendi kendine şu gibi soruları sorması ve cevaplaması gerekir.
Göndereceğim mesaj sonrasında ne olmasını bekliyorum.
Çevremi etkileme anlamında neyi başarmak istiyorum.
Gireceğim iletişim sonucu olarak öğrencilerin neye inanmalarını, ne söylemelerini, ne yapmalarını istiyorum?
Bu soruları öğrenme-öğretme etkinliği öncesinde cevaplayan öğretmenlerin daha iyi bir öğretme-öğrenme ortamı yaratabileceklerini düşünmektedirler

Şekil 1
Öğretim sürecinde iletişimin öğeleri
Öğretmen (Kaynak): Kaynağı iletişim sürecini başlatan kişi olarak tanımlayabiliriz. Eğitim sürecini ele alacak olursak bu kişi genelde öğretmendir. Öğretmenin, öğrencilerini etkileyebilmesi gerekir. O her şeyden önce demokrat, (hoşgörü sahibi olmalı), güler yüzlü, sevecen, sabırlı olmalıdır. Öğrenciye bu mesaj verilmez ise öğrenci öğretmenle iletişime geçmekte zorluk çekebilir Kaynak, mesajları alıcıya aktarırken ifade ettiği sözcüklerin, kavramların, cümlelerin ne anlama geldiğini beyin süzgecinden iyi geçirmelidir.
Kaynak; sahip olduğu bilgi, beceri veya onunla ilgili davranışları alıcı ile paylaşmak isterse, onu önce hareket, yazı, formül, tablo, çizim, şekil, resim, renk, jest, özellikle jest ve mimik gibi bir dizi sembole veya harekete çevirerek kodlamalıdır. Kodlama olamadan bilgilerin bir kimseden diğerine iletilmesi mümkün değildir. Bu sebeple birçok iletişim öğesini aynı anda kullanarak isteklendirme ve öğretme kapasitesini artırmaya çalışmalıdır.
İçerik (Mesaj): Kodlanan bilginin aldığı fiziki şekle (sözlü veya sözsüz) mesaj denir. Bir başka anlatımla mesaj, kaynağın alıcısı ile paylaşmak istediği düşünce, duygu ve davranışları temsil eden semboller ya da işaretler örüntüsüdür. Kaynağın, alıcıda amaçladığı davranış değişmesini oluşturabilmesi için mesajını alıcının anlayabileceği sembollerden oluşturması, bir başka deyişle, mesajını alıcının çözümleyebileceği bir biçimde kodlaması gerekir.
Çeldirici Uyarıcılar (Gürültü): Sınıf içi iletişim sürecinde, iletişimi aksatan veya bozan çeldirici uyarıcılar devreye girebilir. Öğrenciler yeni bir uyarıcıyla karşılaşabilirler ve dikkatleri bu yeni uyarıcı üzerine odaklaşabilir. Duyu organları çevreden gelen uyarıcıların etkisi altında kalabilirler. Bunlara çeldirici uyarıcılar denebilir. Bu çeldiriciler çevresel olabilir. Bunlar gürültü, çok yavaş sesle konuşma veya sınıfın çok soğuk olması veya öğretmenin anahtarlık, maskot, tespih ile oynaması olabilir. Bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırabilmenin yolu, öğretmenin beden sinyallerini iyi kullanabilmesi, uygun yöntem ve teknik seçmesi ve mesajlarını anlaşılır araç ve gereçlerle göndermesi ve ortak yaşantı alanı oluşturabilmesiyle mümkün olabilir.
Öğretim Araçları, Yöntem ve Teknikleri (Kanal): Kanal, iletişim sürecinde kaynağın amaçları doğrultusunda alıcıya gönderdiği mesajları taşıyan yöntem ve tekniklerdir. Yöntem, öğrencilerin istenilen davranışları geliştirebilmeleri için seçilen işlemler bütünüdür. Ortam, öğretme-öğrenme süreçlerinde bilgi iletme işleminin meydana geldiği ve öğrencinin konuyla etkileşimde bulunduğu personel, araç, gereç, tesis ve organizasyon öğelerinden oluşan çevredir. Teknik ise belli bir yöntem ya da aracın kullanılma biçimidir. Burada kaynak yani öğretmen çok iyi yöntem ve teknik bilgisine sahip olmalı ve görsel ve işitsel araçların fonksiyonlarını ve kullanımlarını çok iyi bilmelidir.
Öğrenci (Alıcı):Çeşitli kanallarla alıcıya iletilen mesaj, duyu organları tarafından alınır, beyne gönderilir ve önceden sahip olunan bilgi, duygu ve becerilerle karşılaştırılarak yorumlanır. Dolayısıyla kod çözme, alıcının, mesajı yorumlayıp anlamlı bilgilere dönüştürme sürecini içerir. Alıcının kodlanan mesajları çözebilmesi ve anlamlandırabilmesi ve tepkide bulunmasında önemli faktörlerden bir tanesi de kaynağın, gönderdiği mesajları alıcının özelliklerini göz önünde bulundurarak yapması, amaçlanan hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracaktır.
Değerlendirme (Dönüt):Sınıf içi iletişimde öğretmen ve öğrenciler sürekli olarak birbirleriyle mesaj alış verişinde bulunurlar. Karşılıklı olarak hem öğretmenden öğrenciye hem de öğrenciden öğretmene gelen mesajlara verilen tepkilere dönüt denmektedir. İletişim sürecinde geri bildirim çok önemlidir. Geri bildirim öğrencilerin jest ve mimiklerinden algılanabilir. Şayet öğretmen bu tepkilerini öğrencilerin bedensel tepkilerinden algılayamıyorsa değerlendirmeleri anında yöntem ve teknikleri kullanarak yapabilir.
Öğrencilerden alınan geri bildirimler sadece sınavlar yoluyla değil, yüz ifadeleri, beden dili, tartışmalara katılma durumu vb. durumla da alınabilir. Geri bildirim yalnızca, öğretimin başarısı hakkında bir fikir vermekle kalmaz aynı zamanda bir sonraki aşama hakkında öğretmene neler yapılabileceği veya yapması gerektiği hakkında ipuçları da verir. Mesaj öğrencilere ulaşmadığında genellikle öğrenciler suçlanır. Ancak gerçek sorunun öğretimin uygun bir şekilde tasarlanması olabileceği unutulmamalıdır.
İletişim sürecinde öğretmen kaynağı, öğrenciler ise alıcıyı; öğretmenini öğrencileriyle paylaşmak istediği düşünce, duygu ve becerilerin yer aldığı içerik mesajı; öğretim araç ve yöntemleri kanalı, öğrenci tepkileri ise dönütü yansıtmaktadır.

Beden dili
Beden dilimizin en belirgin özellikleri korku, kızgınlık, hüzün, nefret, mutluluk, dikkat, ilgi, uyku, gerginlik, şiddet davranışları içeren olgulardır. Bu genel durumların dışında kültüre özgü toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösteren davranış kalıpları da vardır. Bu doğaldır. Çünkü her bireyin veya toplumun olayları algılama, yorumlama kapasiteleri farklıdır. Fizyonomimizdeki ufak ayrıntılar, kendimize özgü biyolojik yapımızı veya zevklerimizi yansıtmaktadır. Dolaysıyla evrensel birer varlık olarak insanların ortak özelliklerinin yanında algılama biçimlerine dayalı olarak faklı geleneksel kültürleri, jest ve mimikleri vardır.

Jestler ve mimikler
Jestler ve mimikler çevredeki kişilere görsel sinyaller gönderen hareketlerdir. Bir jestten söz edebilmesi için yapılan hareketin bir başkası tarafından görülmesi ve yaşanan duygu ve düşünceyle ilgili bir bilginin karşıdaki kişiye iletilmesi gereklidir. Aslında her bir jest ve mimik, düşünce ve duygu ürünüdür. Yüz kaslarının anlatım amaçlı kullanımı mimikleri; baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin kullanım de jestleri oluşturur.
Jest ve mimikler “esas” ve “ikincil” olarak ayrılır. Esas jest ve mimikler, düşünce ve duygularımızı destekleyen, onları somutlaştıran hareketlerimizdir. Örneğin, sohbet sırasında göz kırpma, baş sağlama, kolları açma gibi işaret ve hareketler iletmek istediğimiz ve programladığımız bir mesajı içeren jestlerdir. Öte yandan kendiliğinden gelen ve hiç beklemediğimiz bir anda bizi yakalayan esneme ve hapşırma gibi durumlarda bile jest söz konusudur. Esas olarak anlatıma katkıda bulunmayan ve kendiliğinden refleks olarak ortaya çıkan bu hareketlere ikincil jest ve mimik denir. Bu jestlerin bazılarını bastırmak, bazılarını da en açık biçimde de ortaya koymak eğilimi vardır. Bir konferans salonunda insan hapşırığını tutmaya çalışır ve özür diler bir ifade takınır, ancak istemediği hâlde eşi camları açmışsa ve bundan rahatsız oluyorsa hapşırması çok daha farklı olur. Açık, net ve mümkün olduğunca şiddetli olan hapşırık artık ikincil jest olmaktan çıkar.
Baş ile selam vermek veya el sallamak gibi hareketlere esas jestler denir. Esas jestler başlangıçtan bitişlerine kadar iletişimin bir parçasıdırlar. Esas jestlerle ikincil jestleri ayırt etmek için şu soru sorulabilir. “Eğer ben yalnız olsaydım bu hareketi yapacak mıydım?” Cevabımız “Hayır” ise bu hareketimiz esas jesttir. Cevabımız “Evet” ise hareketimiz kendiliğindedir ve ikincil jestler grubuna girer.
İkincil Jestler:İkincil jestlerin pek çoğu esas olarak sosyal değildir. Çünkü bunlar bedenin rahatı, temizliği ve kaşınma gibi kendiliğinden olan ihtiyaçlar ile ilgili hareketlerdir. Vücut bakımımızı ve rahatlığımızı ovarak, silerek, kaşıyarak yaparız, yeriz, içeriz, rahat olarak bir beden duruşu sağlamak için kollarımızı birleştiririz, bacak bacak üzerine atarız, dik veya yan otururuz. Bütün bunları kendimiz için yaparız. Fakat bunları nasıl yaptığımız ve hangi duygusal durumda olduğumuz önemlidir. Bu jestleri yaparken yalnız olmadığımız durumlarda bizimle birlikte olanlar bu kişisel hareketlerden bizimle ilgili bilgi sahibi olurlar ve nasıl bir ruh hâli taşıdığımızı anlayabilirler. Duygusal durumumuzu yansıtan jest ve mimikler açık ve belirgin bir şekilde dışarıya başkalarına sinyaller göndermektedir. Bu işaretlerin fark edilmesini istemiyorsak özel bir çaba harcamamız ve kendimizi kontrol etmemiz gerekir. Dikkat edilmesi gereken nokta dışa vurduğumuz duygularımızla ilgili işaretlerin gerçekten karşı tarafa iletmek istediklerimiz olup olmadığıdır. İkincil jestleri bilinçli olarak anlamlandırıyor olsa da olmasa da bu jestler kişiyle ilgili duyguların bir aktarımıdır.
Esas Jestler:Bu jestler yüz, baş, el, kol, ayak, bacak ve bedenin bir konuya açıklık kazandırmak için yaptığı hareketlerdir. Esas jestler, anlatım jestleri, sosyal jestleri ve mimik jestleridir.
Anlatım Jestleri:Bu jestler insanın diğer hayvanlarla ortak olan biyolojik kökenli jestleridir. Anlatım jestleri özellikle yüz ifadelerinde ortaya çıkar ve insanın varlığını korumaya dönük eylemlerinden kaynaklanır. Örneğin ani ve atak hareketler karşısında gözlerimizin kapanması belirsizlik ve tehditlerle dolu bir dünyadan gelebilecek bir saldırıya gözlerini koruma amacına dönüktür. Öte yandan gülme insanın hoşnut olduğunu, iç dengesinin yaşamı sürdürmeye uygun bir uyum içerisinde bulunduğunu ortaya koyan ve karşısında bulunanları bu mutluluğa ortak olmaya davet eden bir jest ve mimiktir veya hüzünlü bir tavır sorunları açıklamaya veya paylaşmayı içeren bir mimiktir. Yapılan kültürler arası çalışmalar bu temel jestlerinin bütün kültürlerde ortak olduğunu göstermiştir.
Sosyal Jestler ve Mimikler:Durum gereği, olduğumuzdan çok daha mutlu veya hissettiğimizden çok daha üzüntülü yüz ifademiz bir sosyal mimiktir. Değer insanların memnun edecek jestlerin taklit edilmesi bir anlamda insanın sosyal rolünü oynamasıdır. Bir toplantıda gerçek iç dünyamızdan çok farklı bir duygu hâlini yansıtmamız buna örnektir. Canını sıkan bir konuyu yemekte konuşmayıp ve yemek saatlerini iyi görünme çabasıyla geçirmeye çalışmak veya kişinin bir topluluk önünde yaptığı bir konuşmada ses tonunu, el ve kollarını anlatımını daha etkin kılmak için kullanması sosyal jest ve mimikler olarak değerlendirilir.
Mimik Jestler: Bu jestler taklit ve tanımlama jestleridir. Bir objeyi veya bir hareketi mümkün olduğu kadar kusursuz olarak taklit etmek amacıyla yapılan jestlerdir. Mimik jestler tiyatroya özgü jestler taklit jestler, şematik jestler, teknik ve kod jestlerdir.


Beden dilinin önemi
İletişim, insanlar için yadsınamaz öneme sahip eylemler ağıdır. Her birey çevresindeki diğer varlıklarla iletişim kurar. İletişimde kimi zaman ses, kimi zaman yazı ya da resim, kimi zaman da sözel olmayan hareketler araç olarak kullanılır. En iyi iletişim, farklı araçların bir arada ve birbiriyle tutarlı olarak kullanılmasıyla sağlanabilir.
Bireyin dil gelişimi incelendiğinde ilk aşamanın bedensel hareketlerin egemenliğinde olduğu görülür. Bebeklerin yüzünü asması bir sıkıntının, gülücükler atması memnuniyetin ifadesidir. İnsanlığın gelişiminde de beden dilinin yeri aynıdır. İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleri ile anlaşırlardı. Beden dili insanın ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenlerinin dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.
Bedensel tepkiler kendiliğindendir, kullanılan kelimeler gibi değişken değildir. İç dünyayı doğrudan yansıtma özelliğine sahiptir. Bu yüzden kontrolü de güçtür. Her insan çevresine duruşu ya da hareketleri ile tepki ya da refleksleri ile etki eder. Esas itibarı ile insan, birincil olarak beden dili ile iletişime geçer. Daha sonra da bu dili sözel dilini desteklemek amacıyla kullanır. Bu dil onun ifadelerini vurgulamada, somutlaştırmada yardımcıdır.
Bir iletişim süreci olan eğitimde, beden dilinin etkin kullanımı ayrı bir öneme sahiptir. Bu dil öğretmenler açısından vazgeçilmezdir. Bu nedenle öğretmenler, öğrencilerin beden dili sinyallerini çözebilmeli ve kendisi de bu dili bilinçli olarak kullanabilmelidir. Zira sözel olmayan mesajlar iletişimin çok önemli öğesidir ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkarlar. Bireyler çoğunlukla sözel olmayan davranışlarının pek farkında değildir. Çünkü bu tür davranışlar düşük farkındalık düzeyinde gerçekleşir. Sözsüz davranışlar, bir ilişkinin düzeyi ile ilgili tutumsal ve duygusal ayrıntılar sağlar. Sözel davranışlara göre sözsüz davranışlar daha güvenilir ve inanılır olarak değerlendirilir.

Öğretmenlik mesleğinde beden dilinin önemi
Öğretmenin öğrenciyle olan iletişimi, hem öğretme-öğrenme sürecinin niteliğinin artmasında hem de öğrenci davranışlarının gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Bu süreçte öğretmenler, sözel dilin yanı sıra beden dilini de kullanmak zorundadırlar. Çünkü sözsüz iletişimde konuşma ya da yazı olmaksızın, insanlar birbirlerine bir takım mesajlar iletirler. Bu iletişim şeklinde insanların ne söyledikleri değil, ne yaptıkları ön plana çıkar. Eğitim sürecinin başarıyla sonuçlanması için öğretmenler iki dilden de etkin bir şekilde yararlanmak durumundadırlar. Öğretmenlerin, başta öğrenciler olmak üzere diğer bireylerle pozitif bir ilişki kurabilmek için kendilerini algılamayı ve öğrencilerin reaksiyonlarını kendi davranışları ile birlikte görebilmeleri gerekir. Bu nedenle tüm öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının beden dillini nasıl kullanacakları konusunda bilgi sahibi olmaları önem atfeder. Öğrencilerin dikkatini çekmede, soyut ifadeleri somutlaştırmada, vurgulamalarda ya da mesajların anlaşılırlığını yükseltmede öğretmenin beden dili önemli rol oynar. Öğrencileri ile etkin iletişim kurmayı amaçlayan öğretmen, bedensel tepkilerin ne anlama geldiğini ve karşılıklı tepkiler ağından oluşan süreci doğru analiz etmeyi öğrenmelidir.
Bir iletişim süreci olan eğitimde beden dilinin etkin kullanımı çok önem arz etmektedir ve beden dili öğretmenler açısından vazgeçilmezdir. Eğitim ve öğretimi etkin kılmada; öğretmenlerin sesleri, duruşları, baş ve göz hareketleri, bacak hareketleri, kişisel bakım ve giyim-kuşamları da önemli rol oynar. Etkileşim ve iletişim öğretmenlerin uyum davranışlarını içerir.
Öğrenme-öğretme sürecinde öğretmenin diksiyonu, sözcük dağarcığı, sesini tonlaması ve vurguları, sınıf içinde dolaşması, öğrencilerin konuları daha iyi anlamalarında etkililik sağlar.
İletişim sürecinde en önemli unsurlardan bir tanesi de sözsüz iletişimidir. Öğretmenin sözsüz iletişim becerileri öğrencilerin kavramları anlamalarında, soyut ifadeleri somutlaştırmalarında ve mesajların anlamlığını yükseltmede etkililik arz eder.
Öğrenme-öğretme sürecinde duyu organları çocuğun kendi yaşantı alanından, öğretmenden kaynaklanan ve cevreden gelen birçok çeldirici uyarıcının (gürültü, kirlilik vb.) baskısı altında bulunur. Dolaysıyla çeldirici uyarıcılar çocuklarda dikkat kaymalarına sebebiyet vererek, öğrenme-öğretme sürecini aksatır ve öğrenmeyi zorlaştırır.
Öğrenmenin gerçekleştirilebilmesi ve motivasyonun sağlanmasında dikkat çekme faaliyetleri çok önem arz eder. Öğrenme-öğretme sürecinde öğrencilerde genel bir uyarılmışlık durumu oluşturulması öğrenci başarısının arttırılmasında ve tam öğrenmenin gerçekleşmesinde önemli rol oynar.
Öğretmenler davranışlarını kontrol altında tutabilmeli ve beden dilini bilinçli olarak kullanmalıdırlar. Öğretmenlerin öğrenme–öğretme sürecinde beden dilini daha bilinçli kullanabilmeleri için hizmet içi eğitimden geçirilmelidir. Öğretmenler için beden dilinin anlamlarını açıklayan broşürler hazırlanmalıdır.
Öğretmen adaylarının etkili bir iletişim becerilerine sahip olabilmeleri için tüm eğitim fakülteleri programlarına iletişim ve beden dili dersi konulmalıdır.
Öğrenme-öğretme sürecinde duyu organları çevreden gelen çeldirici uyarıcıların baskısı altında olduğundan, okul binaları gürültülü ortamlardan uzakta yapılmalı, binaların izolasyonu, sıcaklık, ışık ve temizlik unsurları iyi organize edilmelidir.
Öğretmenlere çeldirici uyarıcıların bertaraf edilmesi ve dikkat sağlama faaliyetleri konusunda, broşürlerle destek sağlanmalı ve bu konu paneller düzenlenerek öğretmenler aydınlatılmalıdırlar.

* Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi ** Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi