Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,602

    9. Sınıf Türk Dili Edebiyatı 5. Ünite (Roman Ünitesi) Çalışma Soruları

    9. Sınıf Türk Dili Edebiyatı 5. Ünite (Roman Ünitesi) Çalışma Soruları

    1. Gece uykusundan henüz uyanmamış şehir, lâpa lâpa yağan karların altında bembeyazdı. Alexander Nevski meydanından sola dönüp ağır ağır ilerleyen atlı arabanın koca tekerlekleri, bütün gece yığılmış karları zorlukla yarıyordu. Arabacı köşeyi dönüp üç katlı evin kaldırımına yanaştı. Gözlerini binanın pencerelerine doğru çevirmişti ki, bir ışık huzmesi içeriden dışarıya süzüldü.

    Hafif bir rüzgârla savrulup pencere pervazlarında toplanmaya devam eden bir grup kar tanesi, cama yapışıp öylece dondu, kaldı. Arabacının bakışları ile sözleşmişçesine, aynı anda, odanın tülleri aralandı. Silueti görünen erkek, camın buğusunu sildikten sonra el sallayıp tekrar içeriye döndü. Yatağının baş ucundaki komodinin üzerinde biraz evvel yakmış olduğu gaz lâmbasının ışığında cep saatine baktı. Henüz dört olmak üzereydi. Daha epeyi vakti vardı. Yatakta derin derin uyumakta olan kadını uyandırmaktan çekinerek yorganı hafifçe araladı. Saat avucunda, kendisini yastığa bıraktı. Sonra kararlı bir ifade ile, çarşafları attı üzerinden, yataktan kalktı. Ellerini saçlarında gezdirip, ağır adımlarla tekrar pencereye doğru yürüdü. Perdeyi biraz daha yana çekip dışarıya baktı. Camların hemen önünden başlayan beyazlık, ay ışığı altında bahçeyi, parmaklıkları ve ardındaki geniş caddeyi kaplayarak devam ediyordu. Beyaz bir dünyaydı, bembeyaz. Kayıp giden bulutların arasından mehtap ışıldadıkça ortalık pırıl pırıl oluyordu. Her şey olduğundan daha haşmetliydi bu beyazlığın altında. (Nermin Bezmen, Kurt Seyt & Shura)

    Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri bu parçadan hareketle uygun ifadelerle doldurunuz.

    a) Parçada .................... ve .................... anlatım biçimlerine başvurulmuştur.
    b) Parçada anlatıcı .................... kişidir.
    c) Parça .................... bakış açısıyla yazılmıştır.
    ç) Parçada .................... tekniği kullanılmıştır.

    2. Gelen gazetelerde, boş yere bir genel neşe yankısı arıyorum, bulamıyorum. Belki Anadolu'nun
    I
    ücra bir kasabasında, Ankara'da, şuraya buraya asılmış, tek tük kandiller, bu zaferin tek şenlik
    II III IV
    aydınlıklarıdır. Hayalimde, kendi kendime yaktığım bu ışıklar, bana engin ve karanlık bir gurbet
    V
    diyarı olan Türkiye'de donmuş ve kör olmuş gönüllerin tek hayat mihrakları gibi geliyor. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban)

    Bu parçada geçen altı çizili kelimelerden hangisi türü bakımından ötekilerden farklıdır?
    A) I B) II C) III D) IV E) V

    3-8. soruları Peyami Safa'nın Mahşer adlı romanından alınan aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

    Nihad, vapurun İstanbul'a girişini görmek için geceleyin uyandı, güverteye çıktı, karnını demir parmaklıklara yaslıyarak, üç senedir hasretini çektiği İstanbul'a gözlerini kırpmadan baktı.

    (...)

    Güverte parmaklığının kenarına kollarını çaprazlayarak dayamış, kaputunu omuzuna almış bir binbaşı, sırtını büyüterek iki kolunu da İstanbul'a uzattı ve bağırdı:

    __ Ah! Kavuşuyoruz!

    Ve demirlere sürtünerek Nihad'ın yanına geldi, kendisinden üç rütbe aşağı ihtiyat mülâzımının ellerinden yakaladı:

    __ Biliyor musun Nihad Bey, kaç senedir İstanbul'da değilim? Tam sekiz sene! Dile kolay sekiz sene... tam sekiz senedir karımı da, çocuklarımı da görmedim. Trablus harbinden Balkan'a, oradan Irak'a, nihayet Çanakkale'ye!., vallahi, rabbena hakkı için söylüyorum, şimdi, bu rüya gibi geliyor, İstanbul'a kavuşacağımı çoktandır haritadan silmiştim. Şimdi bile buna inanamıyorum. Düşün, yahu, Nihad Bey, sekiz sene bu be, düşün, beni görünce onların duyacakları sevinci düşün!

    Binbaşı kaputunun kollarını bir silindir gibi gözlerinin üstünden geçirdi.

    Düdüğün uzun ve keskin bir akisle havada çatlayan sesi, güvertede üstüste, tıklım tıklım yatan binlerce asker başını kımıldatarak boşlukta salladı ve bir câmi halkını secdeden kaldırır gibi çoğunu bir anda yerlerinden oynattı. Kimi bitik, ezgin, kimi yaralı, hasta, kimi üstünde bir iğne ucu beyaz yer kalmamış kanlı sargılar içinde birbirlerine kenetlenen bu insanlardan, biraz kımıldayabilmek için elini, dirseğini, dizini yere dayayarak vücutlarını yukarı almağa çalışanlar olduğu gibi, içlerinde hiç mi hiç kalkamayacaklar da vardı!

    (...)

    Sirkeci iskelesine ayak basar basmaz, lâhzada bütün İstanbul'u çarçabuk dolaşmak istiyormuş gibi, hızlı hızlı yürüdü, fakat birkaç adım sonra durakladı. Bacakları, üç senelik harb yorgunluğunu birdenbire duymuş, uyuşmuş, (...), ot gibi sallanıyor, vücudunu taşımıyor, sırtındaki eşyası, göğsünü geriye atmış, omuzlarını ileriye fırlatmış; başka bir yükmüş gibi kafasının ağırlığını duyuyor. Karnı da aç, böyle yol yürümek mümkün değil. Birçok askerler gibi, simitçilerden birine yaklaştı. Bomboş midesinin bir iki lokmaya ihtiyacı var. Yirmidört saattir hiçbirşeyyememiş. Simidi ısırırken diş etleri acıdı. Damağı kurumuş, katılaşmış, yer yer çatlamış, simidin tadını hissedemiyor, lokmalar boğazından birer çıra parçası gibi geçiyor. Orada iki halkayı da hemen yedi, bitirdi. Harbin başlangıcından beri, birçok sabahlar cepheden dönenlere taze simit yetiştiren ihtiyar adam, gencin yüzünde bütün dikkatini biriktiriyordu.

    Nihad, BabIâli yokuşunu ağır ağır, sallana sallana tırmandı.

    Cephede her vakit söylediği bir havayı ıslıkla tutturarak, askerî çadırın içinde gezinir gibi elleri cebinde, başı ve kalpağı biraz öne doğru eğilmiş, adımları gevşek, yorgun ve hafif yürüyor, kundurasının tahta ökçeleri, ıssız Babıâli kaldırımlarına vurdukça, bir çekiç sesiyle ötüyordu. Bu haliyle yersiz-yurtsuz bir serseriden farksız, gecenin tek tük bazı yolcularının şüphesini uyandırıyor.

    Üstündeki askerî elbise iyice yıpranmış, ceketinin buruşuk ve bol kolları, çiviye asılı birer kuşak gibi sarkıyor; dört gündür tıraş olmaya da vakit bulamamış, kumral tüyler, yüzünün penbe derisinde çoğalarak çenesini ve yanaklarını bir çuha parçası gibi sıkmıştı, hem azimkâr, hem yorgun, parlak ve süzgün elâ gözleri ince, kıvrık, düzgün burnu, ensiz, toplu solgun dudaklarıyla güzel bir genç, ama, harp dönüşünün bu sünepeliği içinde, uzaktan çirkin, hatta korkunç görünüyor, polis müteferrikasından sıvışmış bir sabıkalıya benziyordu.

    3. Mahşer adlı romanın bu bölümünden nasıl bir olay örgüsü çıkarılabilir?

    4. Mahşer adlı romanın bu bölümünde olayın geçtiği yerin özellikleriyle ilgili neler söylenebilir?

    5. Romanın bu bölümünde kişilerin özellikleriyle ilgili hangi tespitlerde bulunulabilir?

    6. Romanda anlatılan olayların geçtiği dönemle ilgili neler söylenebilir?

    7. Metinde günümüz yazım kurallarına ve noktalama kurallarına uymayan kullanımları belirleyiniz.

    8. Metindeki zamirleri ve bunların metindeki işlevlerini belirleyiniz.

    9. İlhan korkusuyla depreşmediğimizi, Filatyos bilir ( ) Ölüm haberini duymadıkça kendini güvende sayar ( ) Korkmaz savaşçıdır ( ) gayet öfkelidir ( ) Huyu suyu bilinir düşmanı aldatmak güç değil ( )

    Bu parçada ayraçlarla ( ) belirtilen yerlere, aşağıdakilerin hangisinde verilen noktalama işaretleri sırasıyla getirilmelidir?
    A) (.) (.) (.) (.) (!)
    B) (.) (;) (,) (.) (.)
    C) (:) (.) (,) (.) (...)
    D) (.) (.) (,) (.) (...)
    E) (:) (.) (.) (.) (...)

    10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kişi zamirine örnek oluşturacak bir kelime vardır?

    A) Herkes Küçük Ağa diyordu son zamanlarda.
    B) Asıl bunun için istiyorum ya...
    C) Bundan sonra artık ağzından kelimeler miskalle çıkacaktı.
    D) İnşallah Recep'le benim dilim sürçmez de sana Hoca Efendi deyivermeyiz ikide bir.
    E) İnşallah bundan böyle hepimiz yeni bir dostluk kazanmış oluruz.

    11. Aşağıdakilerden hangisi roman türünün özelliklerinden değildir?
    A) Kişi kadrosu geniştir.
    B) Betimlemeler yüzeyseldir.
    C) Farklı bakış açıları kullanılabilir.
    D) Kurmaca bir gerçekliğe sahiptir.
    E) Olay örgüsü bir temel çatışma etrafında şekillenir.

    12. (I) Karşısındakilerin hiçbirini sevmiyor, onların da kendisini sevmediklerini biliyordu. (II) Gene de her akşam beraberce otururlar orada bulunmayanları çekiştirirlerdi. (III) Çekiştirilen kimse pasajın kapısında görünürse eğer çekiştirme hemen onun da katılmasıyla bir başkasına yöneltilirdi. (IV) Oradakilerin hepsi iyi, hepsi değerli, hepsi dosttu. (V) Değersiz, kötü olanlar işlerine dalıp da o akşam pasaja gelmeyenlerdi. (Orhan Hançerlioğlu, Ali)
    Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde kelime hâlinde zamir yoktur?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

    13. Çıkmaz sokağın ağzında bir çeşme, bir de hayvanları sulamak için yalak vardı. Elime geçen çerçöple özene özene oyuncak bir kayık yaptım. Kayığım yalaktaki suyun üzerinde yüzünce dünyalar benim oldu. Onu elimle dürttüm olmadı. Yanağımı suya değdirerek başımı kayık düzeyine eğdim; tatlı sert tütün paketinin kâğıdından yapılma yelkene üfledim. Gemim suların üzerinde kaydı. Hemen yalağın öte tarafına koştum. Kayık bana doğru geliyor, yani ilerliyordu. Siftah olarak ileriye gitmek ve gerilerden ayrılmak sevincini tadıyordum. Kayığı seyre öyle dalmıştım ki kayık burnumun üstünde baştan kara etti. Onu hemen döndürdüm. Durmamacasına üfledim. Başım fırıl fırıl dönüyor, kulaklarımda yüzlerce ziller çınlıyordu. Gemim bütün yelkenlerini doldurmuş açık denizlerde koskocaman bir kelebek gibi kayıyordu. O sırada güneş battı. Ortalık karardı. Sokaklardan el ayak çekildi. Farkında olan kim? Kendimi lodos rüzgârının ta kendisi sanıyordum. Yanaklarımı körpe ciğerlerimin bütün gücüyle şişirip sağanak sağanak esiyordum. Pruva direği, sözü küçümseyerek dalgın eda ile işaret veren bir el gibi sağa sola eğiliyordu. Direk ucu yıldızdan yıldıza gidip geldikçe içimde yeni yeni uyanan bir musikiye tempo tutuyordu. Koca gemim, sendeleyen yıldızlar arasında kapkara bir uçurum kadar mağrur ilerliyordu. Ne var ki artık soluğum tükeniyordu. İşte bunun için, "Rüzgâr kesiliyor! Artık camadanları çözünüz!"diye ciyak ciyak bağırdım.

    Birdenbire, derin bir mağaranın bağrından çıkıvermiş gibi kaim bir ses, "Hangi rüzgâr kesiliyor?" diye sordu. Amcamın sesini tanıdım. Donakaldım. Başım, göğsüm sırsıklamdı. Amcam yanaştı: "Mahmut sen misin?" dedi. (...) "Burada bu saatte ne yapıyorsun?" dedi. Ona elimdeki kayığı verdim. Görmek için batı göğünün alacakaranlığına karşı tuttu onu. "Bu gemi değil, salapurya!" demesiyle de bizim kalyonu yere çarpıp ayağının altında çatır çutur ezmesi bir oldu. Kemiklerim kırıldı sandım. Ama amcam "Yarın sana bir kayık yapayım da gör"deyince dünyalar yeniden benim oldu. (Halikarnas Balıkçısı, Aganta Burina Burinata)

    Aşağıdaki soruları bu parçadan hareketle cevaplayınız.

    a) Aganta Burina Burinata adlı romandan alınan metnin yapı unsurlarını belirleyiniz.

    b) Aganta Burina Burinata adlı romandan alınan metnin temasını belirleyiniz.

    c) Bu metindeki bakış açısı hakkında bilgi veriniz.

    14. Roman kahramanları ruhsal ve fiziksel özellikleriyle tanıtılır. Kişilerin kendine özgü ayırt edici özellikleriyle diğerlerinden ayrılanlarına .............................. ; kıskançlık, cimrilik, korkaklık gibi benzerlerinin niteliklerini abartılı bir biçimde üzerinde toplayanlarına .................... denir.

    Bu parçada boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
    A) karakter-tip
    B) huy-karakter
    C) tip-karakter
    D) tip-huy
    E) tip-kişilik

    5. Ünite Cevap Anahtarı
    1. a. öyküleme ve betimleme b. üçüncü c. gözlemci ç. anlatma
    2. C
    9. D
    10. D
    11. B
    12. E
    14. A
    .

Benzer Konular

  1. Cevap: 0
    Son Mesaj : 04.Haziran.2018, 16:38
  2. Cevap: 0
    Son Mesaj : 03.Haziran.2018, 22:10
  3. Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Mayıs.2018, 21:16
  4. Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Mayıs.2018, 01:55
  5. Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Mayıs.2018, 01:08

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •