+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Kayıtsız Üye Misafir

    Ziya Paşa'nın Kalmadı redifli gazelinin açıklaması


    Ziya Paşa'nın Kalmadı redifli gazelini açıklar mısınız?

    GAZEL

    Yârân dağıldı sohbet-i meyhane kalmadı
    Ol işret ol muhabbet o peymâne kalmadı

    Gûş etme eski na'raları kûy-ı yârdan
    Gûyâ ki dest-i aşkta dîvâne kalmadı

    Her târı oldu berzede-i dest-i rûziğâr
    Ettikleri o zülf-i perişâne kalmadı

    Hep âşinâ-yı devlet-i ihsanın oldu halk
    Bir benden özge bezmine bîgâne kalmadı

    Yaktın fütâdegânını hâkister eyledin
    Ey şem' külfet eyleme pervane kalmadı

    Dübeşte olma âleme sultan isen dahi
    Bir mülktür cihan ki Süleyman'a kalmadı

    Herkes zebûn-fikr-i ma'âş oldu asrda
    Evvelki şevk-i meclis-i rindâne kalmadı

    Taşlar yedirir nân yerine bir zaman felek
    Nân verdi şimdi âh ki dendâne kalmadı

    Olmaz o şuha hiçbirisi kârger
    Ziyâ efsun tükendi denmedik efsâne kalmadı


  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,508

    Cevap: Ziya Paşa'nın Kalmadı redifli gazelinin açıklaması

    Alıntı Kayıtsız Üye Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ziya Paşa'nın Kalmadı redifli gazelini açıklar mısınız?

    GAZEL

    Yârân dağıldı sohbet-i meyhane kalmadı
    Ol işret ol muhabbet o peymâne kalmadı

    Gûş etme eski na'raları kûy-ı yârdan
    Gûyâ ki dest-i aşkta dîvâne kalmadı

    Her târı oldu berzede-i dest-i rûziğâr
    Ettikleri o zülf-i perişâne kalmadı

    Hep âşinâ-yı devlet-i ihsanın oldu halk
    Bir benden özge bezmine bîgâne kalmadı

    Yaktın fütâdegânını hâkister eyledin
    Ey şem' külfet eyleme pervane kalmadı

    Dübeşte olma âleme sultan isen dahi
    Bir mülktür cihan ki Süleyman'a kalmadı

    Herkes zebûn-fikr-i ma'âş oldu asrda
    Evvelki şevk-i meclis-i rindâne kalmadı

    Taşlar yedirir nân yerine bir zaman felek
    Nân verdi şimdi âh ki dendâne kalmadı

    Olmaz o şuha hiçbirisi kârger
    Ziyâ efsun tükendi denmedik efsâne kalmadı
    Ziya Paşa'nın "Kalmadı" Redifli Gazeli ve Açıklaması

    Büyük Türk şiir ırmağını doğal mecrasından çıkarıp etrafı yapay koruganlarla çevrili kısır bir mecraya hapseden Divan şiiri, en büyük eleştiriyi yine kendi mensuplarından almıştır. Daha önce 17. Yüzyılda Nâbî'nin bir gazelinde yer alan;

    Nâbî ile ol âfetin ahvâlini naklet
    Efsâne-i Mecnûn ile Leylâ'dan usandık


    beytiyle açığa çıkan Divan şiirinin artık yeni tema ve konulara, değişen hayat ve anlayışlara cevap veremeyeceği temi, bir 19. yüzyıl şairi olan Ziya Paşa'nın yukarıdaki gazeliyle son noktasını bulacaktır. 9 beyitlik bu gazel eski şiir anlayışının efsane, mazmun ve metaforlara bağlı muhtevasına bir reddiye aynı zamanda da yitip giden o estetik şiir anlayışına da bir mersiye niteliğindedir. Zira edebiyat ve sanat da hayatla birlikte yürür. Maddi olmasa bile duygusal bir metadır ve insanlar tarafından şöyle ya da böyle tüketilir. Atalar, "Marifetler iltifata tabidir / Müşterisiz meta zayidir." demek suretiyle sanatta da üretim-tüketim ilişkilerinin boyutlarını ortaya koymuşlardır.

    İşte bu manzume de artık iltifat görmeyen bir dünyadan üretilen müşterisiz metaların ziyanlığını anlatır. Bir sanat estetiğini, şiir dünyasını kuran unsurların dağılıp gitmesi o dünyanın artık tarihin malı olması demektir. Yahya Kemal bile eski tarz şiirlerini topladığı ve ölümünden sonra basılan kitabına 'Eski Şiirin Rüzgârıyla' adını vermiştir. O artık eski şiir değil onun rüzgârıdır. O dünyadan alınacak artık bir tek 'rüzgâr' kalmıştır. O rüzgârın da hangi gönüllerin yaprağını titreteceği de başka bir konudur.

    Şiir zevkini eski ile yeninin arasında med-cezirlere borçlu olan Ziya Paşa bu manzumesinde geçmiş şiir zevkini oluşturan unsurları bir bir sıralar; zamanla toplumsal hayattaki değişiklikler nedeniyle değişen anlayışlara dikkat çeker. Buna göre eskiyi var eden her şey bugün anlamını kaybetmiştir. Bu da o estetiğin artık geçmişte kaldığını, başka bir dünyaya ait olduğunu gösterir.

    Yârân dağıldı sohbet-i meyhane kalmadı
    Ol işret ol muhabbet o peymâne kalmadı


    Şaire göre artık yârân (dostlar) dağılmış, meyhane sohbetleri kalmamıştır. Oradaki işret ve içki muhabbeti de yok olmuştur. Böylelikle eski şiirin varlığına hizmet eden muhit kavramı ve onun yoğunlaştığı mekânlardan biri olan 'mey-hâne'nin ortadan kalktığı itiraf edilir.

    Gûş etme eski na'raları kûy-ı yârdan
    Gûyâ ki dest-i aşkta dîvâne kalmadı


    Divan şiirini besleyen yârin, köyü-köşesi-nârâ atan divâne âşık ikilisi de ortadan kaybolmuştur.

    Her târı oldu berzede-i dest-i rûzigâr
    Ettikleri o zülf-i perişâne kalmadı


    Bu beyit yine Divan şiirinin önemli bir mazmunu olan 'zülf-i perişan'la ilgilidir. Âşıklara gün yüzü (sevgilinin yüzü) göstermeyen bu dağınık / perişan saç imgesi de yok olmuştur. Onun her bir teli rüzgârın önünde sürüklenip kayboldu; dolayısıyla âşıklara ettiği zulümler 'zülf-i perişan'ın yanına kâr kalmadı.

    Hep âşinâ-yı devlet-i ihsanın oldu halk
    Bir benden özge bezmine bîgâne kalmadı


    "Herkes senin cömertliğinin mutluluğunu tattı; bir benden başka senin meclisine yabancı kalmadı." diyerek bu şiir estetiğinin önemli mazmunlarından biri olan 'bigâne'liğin de artık ortadan kalktığını ifade eder.

    Eski şiirin önemli mazmunlarından şem-pervane mitosu da bu yok oluştan nasibini alır:

    Yaktın fütâdegânını hâkister eyledin
    Ey şem' külfet eyleme pervâne kalmadı


    (Ey mum, sana tutkunları yaktın kül eyledin; fazla zahmet etme, senin etrafında dönen pervane kalmadı)

    Böylelikle hayata değil de mitos ve metafora bağlı bir şiir estetiğinin uzun ömürlü olamayacağını da ifade edilmiş olur. Bir sanatı yaratan ve yaşatan çevre, anlayış ve kültür ortadan kalktıkça tabiatıyla onun sanatı da aynı akıbeti (sonu) yaşar.

    Dübeşte olma âleme sultan isen dahi
    Bir mülktür cihan ki Süleyman'a kalmadı

    Şair bu beyitte, bu kez meşhur Süleyman mazmununu kullanır. Hemen daima dünya-ölümsüzlük-fanilik ikilemi içinde karşımıza Süleyman mazmunu da bu yok oluştan nasibini alır. Dünyaya bağlanmamak bu mazmunun özünü oluşturur. Anonim bir şiirde yer alan;

    Bir zamanlar ben de Süleyman idim
    Ateşe rüzgâra hükümran idim
    Sanmayın ki Sultan Süleyman idim
    Tersanede Demirci Süleyman idim


    dörtlüğünün ifade ettiği gerçek de bununla ilgilidir.

    Şiirin bir başka beytinde şair Osmanlı toplumunun geçirdiği sosyo-ekonomik değişimi bir çırpıda özetleyiverir:

    Herkes zebûn-fikr-i ma'âş oldu asrda
    Evvelki şevk-i meclis-i rindâne kalmadı


    (Herkes bu çağda geçim derdine düştü, rindlerin eski şevkli meclisleri kalmadı)

    Artık küçük burjuva dünyalarını kuran bu zümre için eski şiirin teklif ettiği hayal ve zevk dünyasında yaşaması mümkün değildi. Maaş, geçim derdinin işaretidir. Zevk ve keyfin gündelik koşuşturmaların, geçim kaygılarının önüne geçtiği bir devirden tam tersi bir döneme gelinmiştir. Eski şiir hem mekânlarını, hem aktörlerini hem de figürlerini kaybetmiştir.

    Bir sonraki beyit Ziya Paşa'nın Terkib-i Bendi'nden kaçıp gelmiş bir beyit görünümündedir:

    Taşlar yedirir nân yerine bir zaman felek
    Nân verdi şimdi âh ki dendâne kalmadı


    (Felek bir zaman ekmek yerine taş yedirdi; şimdi ekmek verdi, ne yazık ki onu yiyecek diş kalmadı)

    Manzumenin son beyti Nâbî'nin bıraktığı yerden Ziya Paşa'nın devam ettiğini gösteren bir neticedir:

    Olmaz o şûha hiçbirisi kârger
    Ziyâ Efsûn tükendi denmedik efsâne kalmadı


    (Ziyâ o şuha hiç kimse etki edemez, büyü tükendi söylenmedik efsane kalmadı.)

    Böylelikle şair eski şiirin kaybolan estetik ve plastik dünyasından başka sosyo-ekonomik değişimlere yenik düşen yanını da dile getirerek mersiyesine son verir.

    Eski şiir bol aktörlü, bol figürlü, mitoslu, mazmunlu, metaforlu kalabalık bir estetik değerler üzerinde var olmuştu. Onu var eden unsurlar işlene işlene önce bir tükenmişliği daha sonra baş gösteren sosyo-ekonomik ve sosyokültürel değişimler sonucu devrini tamamlayarak kültür hâzinemizdeki yerini aldı. O artık gök kubbemizin 'hoş sada'lanndan biridir. Modern şairler, onu dönüştürerek yeniden yaratmaya, yeni bir şiir dili kurmaya çalıştılar. Hatta kimileri açıkça dönüştürülmüş divan şiiri yazdı. Gelenek denilen muammayı çözmeden ona yaslanarak şiir dünyasını kuran nice şair vardır. Eski şiir şüphesiz estetik bir dünya idi. Fakat hayata egemen devinim onu da tarihin malı yapmakta gecikmedi. Zira değişmeyen tek şey, değişmektir.

    Modern Türk şairleri eski şiirin sesini yeni metinlere taşıyarak daha çok sese bağlı bu şiir anlayışından yararlanabileceklerini düşündüler. Bu yolda hayli örnek de verdiler. Hayatın anlamsızlaştığı ve anlamın şiirden kovulduğu bir dünyada eski şiirin unsurları bu yeni metinlerde iğreti durdu. Bu İkinci Yeni diye bilinen şiir akımı organik olmasa da jakoben bakış açısından, Divan şiirinin çağdaş bir görünümünden başka bir şey değildir.

    Şiirin toplumun sesi olmaktan çıkarılıp yine seçkinci bir grubun zevkine hapsedilmesinden Türk şiiri bir kazanım elde etmemiştir. Bugünün Türk şiirinde yaşanan çıkmazın sebeplerinden biri de budur. Bir şiir fetişizmini yansıtan İkinci Yeni şiir anlayışı kendisinden sonraki kuşaklara gümrah (verimli, gür) bir şiir ırmağı yerine kırık dize damlalarından oluşan küçük bir göl bırakabilmiştir. Aynı sıkıntıyı yaşayan Tanzimat şairleri bu yüzden kendilerinden önceki büyük şiirle hesaplaşarak Türk şiir ırmağının mecrasını halka ve millete daha doğru bir ifade ile Türkçeye doğru yöneltmişlerdir. Bu bakımdan Ziya Paşa'nın 'kalmadı' redifiyle dökümünü yaptığı eleştirel metni ile yeni Türk şiirinin son hamlesi olan İkinci Yeni şiir anlayışının 'kalmadı' hanesindekiler örtüşmektedir.

    Eski şiir ne kadar bir muhit şiiri idiyse, İkinci yeni şiiri de aynı şekilde bir muhit şiiridir. Gelenek eskiye ait ve devam ede gelen mirası tekrar etmek, onu metinlerde dönüştürerek ya da değiştirerek yansıtmak değil, aksine ona karşı durmak, karşı estetik ve zevki yaratarak kendi içinde kırılmasını gerçekleştirmek sürecidir.

    Ziya Paşa bu gazeli ile eskiyi eleştirirken yeniyi kurduğunun da farkındadır. Eskiye ait olanlar doğal olarak yenide olmayanlardır.

Benzer Konular

  1. Divan Şairi Nabi'nin olaydı redifli gazeli
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 13.Mart.2017, 16:24
  2. Fuzuli - Su Kasidesinin Açıklaması
    Konu Sahibi ahbar Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 25.Nisan.2013, 10:29
  3. Bir ağaçta gül de biter, diken de atasözünün açıklaması
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12.Mart.2013, 19:32
  4. Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Kasım.2012, 17:37
  5. Ziya Paşa terkib-i bent tamamı
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Mart.2011, 20:12

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •