Şiir Kaynağı Bilmeceler - Makale
Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,583

    Post Şiir Kaynağı Bilmeceler - Makale


    ŞİİR KAYNAĞI BİLMECELER

    Anonim halk edebiyatı ürünlerinin sanat değeri üzerinde pek durulmamıştır. Bunda, o eserlerin genellikle sanat endişesinden uzak olmaları rol oynamıştır. Ancak bunlar arasında, isimsiz halk sanatkârlarının dahiyâne şekilde yakaladığı, her dem yeni ve taze öyle şiir örnekleri var ki çağdaş şiirimizin kaynakları konusunda bizi düşünmeye sevk ediyor. Türkülere mânilere, ninnilere, tekerlemelere, bilmecelere, yeni bir dikkatle bakmak gerekiyor.

    Biz bu düşünceyle, "Havada kar sesi var", " Mor menevşedir mavzerimin demiri", " Emine'm çiçek yollamış / Uyandım kokusuna" gibi örneklere dikkat çekerek türkülerin çağdaş şiire kaynaklık edebileceğinden söz etmiştik.1 Bu yazımızda ise bilmecelerdeki modern şiirleri andıran örnekler üzerinde duracağız.

    Gerçi bundan bahseden bazı araştırmacılar olmuştur. Meselâ Prof. Dr. Şükrü Elçin, bilmecelerden söz ederken "... bazen saf şiir örneği sayılabilecek eserler"2 şeklinde bir ifadeye yer verir. Bedri Rahmi Eyüboğlu da "Dilimizin en güzel, en şiirli köşelerinden birisi de bilmecelerimizdir." diyerek bu konuya dikkat çeker.3 Onun bu kaynaktan bol bol faydalanan iyi bir şair olduğu da bir gerçektir. Bilmecelerin şiir kaynağı oluşuna dair örneklere dayalı olarak en geniş araştırmayı Sabahattin Eyüboğlu yapmıştır.4 Daha sonra bu yazıya atıfta bulunan Nihad Sâmi Banarlı da bazı makaleler yazmıştır.

    Söz sanatlarının en eskisi belki de teşbihtir. Bilmecelerin esası da buna dayanıyor. Teşbih ve istiâre... Bilmeceyi tertip eden sanatkâr onun cevabını gizlemek için bütün mahâretini gösteriyor, hayal gücünü zorlayarak en akla gelmedik münasebetler buluyor. Böylece alışılmışın dışında, şaşırtıcı güzellikler ortaya çıkıyor. Bilmecelerin hepsinin eşsiz bir sanat eseri olduğunu söylemek mümkün değil. Ama sanatkâr yaratılışlı insanların dilinde, cevabı gizlenen bilmece öyle bir şiir hâline geliyor ki özgün benzetmelerin arasındaki müphem boşluğu, hayal dünyamızın taze ve zengin çağrışımları ile doldurmak hazzına erişiyoruz.


    Bilmecelerin en çok başvurduğu söz sanatlarından biri de "kişileştirme"dir (teşhis). Zaman zaman buna intak da eşlik etmekte... Bilmeceler, teşhis vasıtasıyla dünyayı, eşyayı, hayatı ve tabiatı alışılmamış bir biçimde yeniden kuruyor. Bu dünyada insanlığın çocukluk devrine ait hâtıralar, masal ve mitolojilerin hakikatleri mâşerî şuur altından çıkarak biz insanlara esrarlı bir şekilde görünüyorlar.

    Kırmızı Ağaç Üstünde Ak Güvercin5

    Bu bilmecede güzel olan nedir? İki renkli, yalın bir tablo oluşu mu? Alışılmışın hilâfına "kırmızı ağaç" söyleyişi mi? "Güvercin" kelimesindeki yumuşak çağrışımlar mı? Cevabı bulmak için, söz konusu unsurlar arasındaki gizli ilişkiyi keşfetmeye çalışırken his dünyamıza hücum eden hayaller mi güzelleştiriyor yoksa? Belki bunların hepsi birden insanda değişik bir etki bırakıyor. Cevabına bakıyorsunuz: Ağız, diş.

    Şu derenin
    Öte yüzü
    Beri yüzü
    Lâpa lâpa
    Geyik izi6
    Bu bilmecenin de kendine özgü bir dünyası var. " Öte yüzü / Beri yüzü" söyleyişindeki ritim, aynı zamanda derenin iki yanında genişleyen mekânı veriyor bize. "Lâpa lâpa" sözü “kar"ı hatırlatıyor. "Geyik" ise, masalların, menkıbelerin esrarlı, zengin dünyasından çıkıp geliyor. Kendi yok, izleri var. Derenin yanında genişleyen, karla kaplı uçsuz bucaksız bir mekânda geyik izleri...

    Şimdi göreceğimiz üç bilmecede "dede" motifinin müşterek oluşu dikkati çekiyor:

    Benim bir dedem var
    Sakalı odayı kaplar
    *
    Dedemin etekleri
    Süpürür sokakları
    *
    Dedem odada oturur
    Elini duvara götürür7

    "Dede" kelimesi dilimizde, masallardan, halk hikâyelerinden, efsanelerden, evliya menkıbelerinden gelen hatıralarla zengin çağrışımlar kazanmıştır. Çocuk gözüyle çizilmiş hissini veren bu tablolarda modern resimleri hatırlatan bir taraf var. Her birinde "dede"nin bir yanı ön plana çıkıyor ve abartılı bir şekilde tasvir ediliyor. İlkinde bütün odayı kaplayan bir sakal söz konusu, İkincisinde, sokakları süpüren heybetli, azametli bir etek... Üçüncüsü biraz farklı. Loş bir lâmba ışığında soba ve duvara uzanan borusu çocuk gözüyle anlatılıyor. Daha doğrusu, eşyaya çocuk gözüyle bakan sanatkâr, orijinal istiare ve kişileştirme vasıtasıyla "dede" imajına intikal ediyor ve "soba"yı onun içinde gizliyor.

    Karşıda bir göl
    İçinde bir yılan
    Göl yılanı yer
    Yılan gölü yer 8
    *
    Kuyu kurudu
    Yılan öldü
    Mercan söndü 9
    Bu iki bilmecenin de cevabı aynı. Bu bakımdan ikisinde de müşterek tasavvurlar var. Günlük hayatta tek söylendiğinde yadırgamayacağımız bu mısralar bir araya gelince kendilerine özgü esrarlı bir atmosfer yaratıyorlar. Göl yiyen yılan, yılan yiyen göl, ne demek? Kuyunun kurumasıyla yılanın ölmesi veya mercanın sönmesi arasında ne münasebet olabilir? Göl, kuyu, yılan, mercan sanki masal dünyasının kelimeleri. Sanatkârların bilmecelerin cevabını gizlemeye çalışırken masal motiflerinden faydalandıkları bir gerçek.

    Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Dipnotlarda zikredilen yazılarda da değişik örnekler yer almaktadır. Bütün bunlar bize bilmecelerde ve dolayısıyla diğer anonim ürünlerde zengin ve dikkate değer bir şiiriyetin olduğunu gösteriyor.

    Prof. Dr. Cemal Kurnaz, Türkülerin Gücü

    (Kısaltılmıştır.)

    CEMAL KURNAZ (1956- ): Akademisyen ve yazardır,1986'dan beri Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretim üyesidir. Şiirleri; Fikir ve Sanatta Hareket, Töre, Kültür ve Eğitim gibi dergilerde; makaleleri Dolunay, Türk Kültürü, Millî Eğitim, Türk Dili, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yer almıştır. "Bir Avuç Sevinç", "Hayalî Bey Divanı Tahlili" ve "Türk Kültürü Bibliyografyası" gibi eserleri vardır.

    Dipnotlar:
    1 Cemal Kurnaz, "Türkülerde Şiir", Doğuş, Yeni Dizi: 2 (Mayıs 1982), s. 22.
    2 Şükrü Elçin, "Gölpazarı Bilmeceleri", Türk Kültürü Araştırmaları, Yıl: 2, Sayı: 1-2, Ankara 1965, s. 69.
    3Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Mânâ Murat Olundukta", Delifişek, Ankara, 1975, s. 409. 4 Sabahattin Eyüboğlu, "Bilmecelerin Cennetinde", Ağaç, Sayı: 2-3, 21-28 Mart 1936, s. 10-11, 4.
    5 Âmil Çelebioğlu-Yusuf Ziya Öksüz, Türk Bilmeceleri Hâzinesi, İstanbul, 1979, s. 192.
    6a. g. e, s. 214.
    7a. g. e, s. 277.
    8a, g. e. s. 251.
    9a. g. e, s. 251.
    .

Benzer Konular

  1. Edebi Makale Örnekleri
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Kasım.2018, 19:11
  2. Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2014, 21:59
  3. UPS Güç Kaynağı Tavsiyesi
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Bilgisayar Güvenlik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 23.Mart.2013, 13:25
  4. Kötü Şiir Enflasyonuna Bir Şiir Tepkisi
    Konu Sahibi ahbar Forum Oku-Yorum
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29.Mayıs.2011, 22:35
  5. Yeni Şiir, Eski Şiir, Kalıcı Şiir
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 22:07

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •