Dede Korkut Kitabı: Kitab-ı Dede Korkud Âlî Lisân-ı Tâife-i Oğuzhan
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Dede Korkut Kitabı: Kitab-ı Dede Korkud Âlî Lisân-ı Tâife-i Oğuzhan


    Fuat Köprülü:‘‘Türk edebiyatının bütün ürünlerini terazinin bir kefesine,Dede Korkut’u da diğer kefesine koysanız Dede korkut ağır basar.’’

    Muharrem Ergin:‘‘Türk Dili’nin en güzel eserlerinden biri belki de birincisi, Türk kültürünün temel eserlerinden biri ve belki de birincisi.’’

    Prof. DR. KIRZIOĞLU M.Fahretin:‘‘Kur’an-i-Kerim’den sonra en çok okuduğum ve her okuyuşumda heyecanlandığım ‘Kitab-ı Dede Korkut’ dur.’’

    1)Dresden Yazması:
    l 1)Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu
    l 2)Salur Kazan’ın Evinin yağmalandığı boy
    l 3)Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Boyı
    l 4)Kazan Oğlu Uruz Begün Tutsak Olduğu Boy
    l 5)Duha Koca Oğlı Deli Dumrul Boyı
    l 6)Kazılık Koca Oğlı Yigenek Boyı
    l 7)Kanlı Koca Oğlı Kanturalı Boyı
    l 8)Basat’ın Tepeközi Öldürdüğü Boy
    l 9)Begil Oğlu Erman Boyı
    l 10)Uşun Koca Oğlı Segrek Bey
    l 11)Salur Kazn Tutsak Olup Oğlı Uruz Çıkardığı Boy
    l 12)İç Oğuz’a Taş Oğuz’un Âsi olup Beyrek’in Öldigi Boy

    2)Vatikan Yazması:
    l 0)Hikâyet-i Oğuz-nâme-i Kazân Big ve Gayrî(58-60 üstü b-a)
    l 1)Hikâyet-i <Dirse> Han Oglı Boğaç Han (60-67 üstü a-b)
    l 2)Hikâyet-i Bamsı Beyrik Boz Atlu (67-84 üstü b-a)üstü 3
    l 3)Hikâyet-i Salur Kazânın Evi Yağmalanduğıdur(84-91 üstü a-b)
    l 4)Hikâyet-i Kazân Begün Oglı Oruz Han Dutsak Olduğıdır (91-100üstü b-a)
    l 5)Hikâyet-i Kazılık Koca Oglı Yegenek Beg(100-103 üstü a-b)
    l 6)Hikâyet-i Taş Oğuz İç Oğuza Asi Beryek Vefatı (103-108;üstü b-a)


    DEDE KORKUT KİMDİR?

    Dede Korkut’a bakarak :
    l 1)Oğuz’un ol kişi tamam bilicisiydi.
    l 2)Ne derse idi.
    l 3)Gıyabdan dürlü haber söyler idi.
    l 4)Hak Ta’ala anun könline ilham ider idi.
    l 5)Oğuz kavminin müşkilini ilham ider idi.
    l 6)Her ne iş olsa Korkut Ata’ya tanışmayınca işlemezler idi.
    l 7)Her ne ki buyursa kabul iderler idi.

    ‘‘Dede Korkut ifadesindeki ‘dede’ sözü ise Çinlilerin ‘dudu’ sözünün oğuz Türkçesine uygunlalştırılmış varyantıdır.Kadim Türk Sözlüğü’nde de bu sözün Çince olduğu ve ‘eyalet hakimi’anlamına geldiği ve bu kavramın eski Türkler arasında ‘ağa’ anlamında bir rütbe olarak kullanıldığı belirtilmiştir…M.Seyidof ise;‘korkut’ sözcüğünün kökeni hakkında şöyle yazmaktadır:Defalarca belirttiğimiz gibi Korkut,can veren ateş,ruh veren ateş,hayat gücü anlamında kullanılmıştı.’’(Dr.Kamil Hüseynova,Türkler,C:5,S:845-852)

    ‘‘Arap tarihçilerinden İbn-i Esîr ise,Korkut’un Selçuk Sultanı Sencer’in tabiyetindeki bir bey olduğunu belirtmektedir.Onun belirttiği Korkut bizim ‘Korkut Ata’değildir.O,muhtemelen Korkutun neslinden biri olmalıdır.’(Ord.Prof.Dr. Alkey Margulan)

    Ali Şir Nevai:‘Onun Türk milleti arasında büyük bir yeri olduğunu,kendisinden nice yıl önceki ve sonraki birçok şeyi haber verdiğini söyler.’
    Ömer Kanat:‘‘Dede Korkut,Türklerin efsanevi dedesidir.Korkut Ata ismiyle de anılır.Türk edebiyatında kendi ismi ile anılan hikayelerinin anlatıcısı olan bu bilge kişiye ‘dede’ veya ‘ata’ yani Dede Korkut ya da Korkut Ata denilmesi acaba farklı inanç ve dünya görüşü sonucu mudur?Başka bir ifadeyle Korkut Ata şaman,Dede Kokut Müslümanlaşmış dönemin isimlendirilmeleri midir?Bu kelimelerin ikisi de Türkçedir…Türkler arasında halka yol gösteren tecrübeli ve bilgili kişilere eskiden beri ata ve baba denildiği bilinmektedir…Dede unvanı tek başına veya ata ve baba ile birlikte yaygın olarak Mevlevilik ve Bektaşilikte kullanılmaktadır.Aleviler de tabi oldukları din adamlarına dede demektedirler…

    Dede Korkut(Korkut Ata) elinde kopuzuyla şeklen bir şaman gibi fakat içeriği Müslümanlaştırılmış olarak halkın vicdanına tesir eden değerleri dile getirmektedir.’’

    Şâkir İbrayev:‘‘Korkut Kimdir?Yaşadığı devirde ne tür bir siyasî ve sosyal görev üstlenmişti?.Tarihte yaşamış gerçek bir şahsiyet mi,yoksa bir hayal ürünü mü?Dinî ya da itibarî bir karakter mi?...Bu sorular yumağını birer kısa açıklamalarla çözmek mümkün olmasa gerek.Çünkü ‘Korkut ismi ile ilgili bilgilerin(hükümlerin) hemen hepsinde kesinlik,ilmîlik ve sağlamlıktan ziyade efsanevi özellikler ağırlıktadır…Bilim dünyasınca tanınmış bütün kaynaklara topyekûn baktığımızda,Korkut kişiliği,değeri ve görevi çok yönlü olan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.O;bahşı,gelecek hakkında kehanetler söyleyen kâhin,bilici,evliya,usta bir küyşi(küy:beste,melodi,ezgi çalan kimse, çalgıcı), diplomat,jırav(ozan),boy ve kavimlerin danışmanı(aksakalı),bilge bir ihtiyar, bütün zorluklara karşı durabilen aslan yürekli yiğit ve kahraman,hanların danışmanı(vezir,saray muhitinde nüfuzlu bir kimse ve İslâm dinini destekleyen bir şahıstır. ‘Korkut’ adıyla birlikte kullanılan ata,dede,evliya,bahşı ve dânâ (bilge) gibi açıklayıcı ve vasıflandırıcı sıfatlar da özerinde durulması gereken önemli bir meseledir...bahşı kişiliğinin iki dünya ile de ilişkisi olması,onun ölse bile yaşadığımız gerçek dünyayla bağını koparmayışı ‘yaşayan insan’ gibi kabul edilişindendir…. ’’

    Ahmet Pirverdioğlu:‘‘Dede Korkut tipinde dikkati çeken bir husus da, onun çok uzun bir süre(300 yıl)yaşaması hakkında rivayetlerdir.Bu olayın da,Türk şamanizmde yer aldığını görmekteyiz.Sibirya ve Altay Türklerinin inancına göre kamlar çok uzun bir hayat sürer,ölümünden sonra da diğer sıradan insanlardan farklı olarak ruhları yer altına girmez.Altaylar’da ‘Aru Körmös’ adlanan bu ruh yeryüzünde kalarak kendi soydaşlarına yardım eder veya başka bir vücuda girerek kamlık görevini sürdürür..Kazak Türkleri arasında ölü baskılar için söylenen ‘Ölü desem ölü değil,diri desem diri değil.’ Deyimi de bu görüşten kaynaklanmaktadır.Kazak baskıları kopuz çalıp,türkü söylerken pîrleri saydıkları Korkut Ata’yı imdada çağırmaktadırlar.’’
    Ç.Valikonov’a göre Korkut,Kazak’lara kopuz çalmayı ve sarın söylemeyi öğreten ilk şamandır.’’demesi onun yaşayan bir kişi olma yünündeki kanıtlarıdır.Ve ayrıca:‘‘Büyük pîri onların yüce Korkut Atadır,Duasını alırdı ondan bütün bahşılar.’’mısralarında da onun var olan ve Şamanları n(bahşıların) ondan dua alması,yaşamanın bir göstergesi kabul edilebilir.Orta Asya’daki halk inanışında ‘Korkut Ata’nın’ var olduğuna kesin gözüyle bakılıyor gibidir.’’

    ‘‘Azerbaycan,Türkmenistan ve Kazakistan’da sözlü gelenekten derlenen bir rivayet ise doğrudan doğruya Dede Korkut’un kendisi ile ilgilidir.Bu rivayetlere göre Korkut Ata,Azrail’den kaçmak ve ölümden kurtulmak ister;nereye giderse kabrinin kazıldığını görür ve sonunda ölür.Özbeklerde Alpamış,Kazak ve Karakalpaklarda Alpamış,Başkurtlarda Alpamış,Tatarlarda Alıpmemşen ve Altay Türklerinde Alıp Mamaş olarak yaşayan destan;birçok araştırıcıya göre Dede Korkut kitabındaki Bamsı Beyrek boyu ile ilgilidir.Dolayısıyla bu destan da Dede Korkut mirası olarak düşünebiliriz.Böylece Dede Korkut mirasının Balkanlardan Altaylara kadar uzanan Türk dünyasında yayılmış olduğunu görüyoruz.’’.
    Rıza Gül:‘‘Dede Korkut’un yazılı nüshalarından başka sözlü gelenek yoluyla günümüze kadar ulaşan varyantları da bulunmaktadır.Deli Dumrul Hikayesi ile halk arasında ‘Bay Böyrek’ adı ile Anadolu’nun çeşitli yörelerinde anlatılan Bamsı Beyrek hikayesi Dede Korkut’un sözlü varyantlarıdır…’’
    Ömer Kanat:‘‘Dede Korkut kitabındaki üç boy Azerbaycan,Anadolu ve Balkanlar coğrafyasında,sözlü gelenekte masallaşmış olarak yaşamaya devam etmektedir.’’

    Atilla Özkırımlı(Cilt:1,sayfa:371-372,Türk Edebiyat Tarihi,İnkılap yayınevi,İstanbul 200):‘‘…kim olduğu,hangi çağda,yaşadığı kesin olarak bilinmiyor…Son yıllarda saptanan sözlü menkıbelere göre de düşünde kendi mezarının kazıldığını görünce ölümden kaçmış,ama nereye gittiyse karşısına mezarını kazanlar çıkmış,sonunda Sırıderya nehrinin ağzına yakın yere gelmiş,hırkasını nehrin özerine sermiş ve orada ölmüş.’’
    Türkiye Diyanet Vakfı,İslam Ansiklopedisi,Ekim 1993, Fasikül: 60, sayfa: 76: ‘‘Dede:Anadolu’da korkulan bazı tarikatlarda belli bir mertebeye ulaşan dervişlere verilen unvan…babanın ve annenin babasını,büyükbabayı ifade eder.

    Türkler arasında halka yol gösteren tecrübeli ve bilgili kişilere eskiden beri ata ve baba denirdi.Bu iki unvanın ilk Yesevi dervişleri hakkında kullanıldığı bilinmektedir.Daha sonraki dönemlerde dede unvanı da ata ve baba gibi bir saygı ifadesi olarak kullanıldığı tarikatlar Mevlevilik ve Bektaşilik…Türk edebiyatında kendi adıyla anılan hikayelerin anlatıcısı yarı efsanevi bilge kişi…çeşitli yerlerde (dede),giriş bölümünde dört defa ‘ata’ unvanıyla anılan Dede Korkut,Reşidüddin’in Câmi΄u΄t-Tevarih’inde Oğuzların Bayat boyudan,Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terikime’sinde ise kayı boyundan gösterilir.Bahrü΄l-ensâb,Bayındır Han’ın Dış Oğuz-İç Oğuz beylerini saydıktan sonra Dede Korkut’un bunların şeyhi olduğunu söyler.Müneccimbaşı,Edirneli Ruhî’ye dayanarak ondan ‘Türkmen Kabâili beyninde Korkut Ata nâm bir ehl-i hâl azîz var idi’,diye söz eder Saltuknamede Dede Korkut Osmanlılarla aynı soydan gösterilir ve Osmanlıların soyu Oğuzlarla birlikte İshak peygamberin oğlu İs’e bağlanır.Hacı Bektaş Vilayetnamesinde Korkut Ata oğuz,padişahı Bayındır Han ve bunların ölümüyle Oğuz cemaatinin dağıldığı söylenir. Câmi΄u΄t-Tevarih’e göreDede Korkut,oğuz hükümdarlarının onuncusu olan Kayı İnal Han’ın baş müşaviridir.

    Zeki Velid Togan onun İslam’dan önce yaşamış biri olduğunu söyler:‘Göktürk devrindeki oğuz yapguları katında bulunan bir Türk bilgesi sayılabileceği…’

    Halk rivayetlerine göre:‘‘Dede Korkut,aydın,berrak gözlü dev kızından dönyaya gelmiştir.Boyu 60 arşındır.Reşididdin ve Ebülgazi Bahadır Han onun 295 yıl yaşadığını söyler.Bir halk rivayetinde ise 100 yıl yaşamıştır.Siriderya nehrinin sol yakasında kurulmuş bitr kazak obasında yaşamış,ölünce nehrin sağ kıyısına gömülmüştür.Allah ona ‘Ölümü kendin arzu etmedikçe ölmeyeceksin’ denilir Kazak menkıbelerine.Alman İmparatorunun Moskova ve İran elçisi Adam Olearius,1638 yılında ‘imam korkut’ diye andığı Dede Korkut’un Derbent şehri yakınlarında bulunan mezarını görmüş ve anlatmıştır.Olearius’un naklettiği mahallî rivayete göre Korkut Salur Kazan’ın taraftarıdır.Putperest Lezgileri İslam’a davet için oraya gitmiş,ancak Lezgiler onu öldürmüşlerdir(A.Olearius;373-379)

    Evliya Çelebi de Korkut Ata’nın mezarını 1647’de ziyaret etmiştir.Amerikalı diplomat Euqen Schuyler’in eserinde (Musavver Türkistan Tarihi ve Seyahatnamesi sayfa:32) Dede Korkut’un mezarının ve hakkında bilgi bulunmaktadır.Vilyemirof Zernof 1851-1856 yılların arasında Dede Korkut’un mezarını görmüştür.Barthold ise bölgeye yaptığı bir gezide mezarı bulamadığını söyler.Divaev,Korkut’un mezarını şifa bekleyen hastaların da ziyaret ettikleri bir yer olduğunu ilave eder…Göçebe Türklerin yüceltip kutsallaştırdığı,bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen,kabile teşkilatını koruyan bir oğuz büyüğüdür.Halkın atası,kabilenin reisi,bilgin,güçlü halk ozanı ve bilge olarak…Hanlar güç durumlarda ona danışırlar;öğütler veren,yol gösteren içinden çıkılmaz gibi görünen güçlükleri çözen hep odur.Ali Şir Nevai:‘Onun Türk milleti arasında büyük bir yeri olduğunu,kendisinden nice yıl önceki ve sonraki birçok şeyi haber verdiğini söyler.’.Kazak-Kırgız bahşılarının piri olarak…Ortak lehçe ve (Kıpçak) Moğolca kelimeler yer aldı).Fuat Köprülü ve Abdülkadir İnan ‘İslamiyet bir ciladan ibarettir.’ Savunur.

    Toplumda en yüksek mevki kadına aittir.şehvetin izine rastlanmayan destanlarda kadın-erkek ilişkisinin mahrem yönlerini anlatan yerler bulunmakla birlikte bunlar tabiilik ve gerçeklik sınırını aşamaz.’’

    DEDE KORKUT’UN COĞRAFYASI NERESİDİR?

    Abdurrahman Güzel:‘‘Bilindiği gibi Dede Korkut Kitabı’nda gösterilen hareket alanı,geniş anlamı ile Kafkasyalardan Mardin’e,Trabzon ve Bayburt’tan Aras ve Kür nehirlerinin aşağısına kadar olan bölgeyi içine almakta,Oğuz ülkesi ise bu bölgenin ortasında Hasankale,Kars,Gümrü,Gökçe Göl,Ağrı Dağı,Karaköse arasında kalan kısımda bulunmaktadır.’’

    Kamil Veliyev Nerimanoğlu:‘‘Şüphesiz, Oğuznamelerin sayısı birden fazla olmuş,Türkistan’da,Kafkaslar’d a,Sibirya’da,Ön Asya’da dilden dile dolaşmıştır.Fakat bize Dresden ve Vatikan nüshaları vasıtasıyla ulaşan,XV.yy’da başka nüshalardan kopya edildiği tahmin edilen Kitab-ı Dede Korkut,Azerbaycan coğrafyasında şekillenen ve coğrafya,dil-üslup bakımından daha çok Azerbaycan Türkçesi özellikleri taşıyan bir edebi abidedir…Özbek,Kırkız,Tatar destanları Dede Korkut ruhunu tek başına ve dolaylı bir şekle bünyesinde taşıyorsa bu büyük abideyi,sınırlı bir coğrafyada anlamaya çalışmak,hiçbir ilmi gerçeklik taşımaz…’’
    Gandım BALLIYEV:‘‘Destan üzerine araştırma yapmış yabancı bilginler,özellikle de Rus şarkıyatçıları W.W.Barthold, A.İ.Yakubovski, A.G.Tumanski Korkut Ata’nın Türkmen’lere ait olduğunu söylemektedirler. H.Göroğlu bu destanın Oğuzlara ait olduğunu söylemiştir.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Cevap: Dede Korkut Kitabı: Kitab-ı Dede Korkud Âlî Lisân-ı Tâife-i Oğuzhan


    DEDE KORKUT SÖZLÜ /YAZIYA GEÇİRİLİŞ TARİHİ VE ZAMAN:

    Prof.Dr.Ahmet B.Ercilasun:‘‘Biri eksik de olsa iki yazma halinde elimize ulaşan 12 boyun,15.yüzyılda Doğu ve Güney-Doğu Anadolu ile Azerbaycan coğrafyasına hakim olan Akkoyunlular zamanında son şeklini aldığı ve Osmanlıların Doğu ve Güney-Doğusuna hakim olduğu 16. yüzyılda yazıya geçirildiği düşüncesindeyim.Dede Korkut’da anlatılan olay ne zaman geçti?.Onun özerinde durmak istiyorum.Yazmalar her halde 15,daha büyük bir ihtimalle 16.yüzyılda istinsah edildi.Yazıya geçirilme tarihi öyle olmalı.Bu mukaddimedeki Osman’dan ve Kayı’ya değmesinden açıkça anlaşılıyor.Ondan önce de sözlü gelenekte yaşıyordu.15.yüzyıldan önce en az birkaç yüzyıl sözlü gelenekte yaşıyor olası lazım.Gerek 14.yüzyılın başında hemen 1304 filan caiüt-tevarihte,1310’da da Dürerüttican’da Devadarinin Düverüttican’ında Dede Korkut boylarından,hikayelerinden,Tep egöz, özet olarak anıldığına göre,bunun bir kitapta olduğu ifade edildiğine göre demek ki 1310 tarihinde elimizdeki yazmalar biçiminde değil ama başka bir yazma olarak 1310 tarihinde de vardı Dede Korkut.Dede Korkut coğrafyası,Osmanlılardan önce Akkoyunlular elindeydi ve bence boyların elimizdeki nüshalarda görülen son biçimi alması Akkoyunlular zamanında,yani 15.yüzyılın ikinci yarısında olmuştur.’’
    Faruk Sümer;yazmalarda geçen alay,gönder gibi sadece Osmanlılara ait askerî terimlerden dolayı eldeki yazmaların 16.yüzyıldan önce yazıya geçirilmeyeceği fikrindedir.

    Dicle Üniversitesi’nden Rıza Gül:‘‘…15.yüzyılda yazıya geçirildiği tespit edilen…’’ diyor.Mehmet Hazar:‘‘XV.yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Hikayeleri’nde Doğu Anadolu’da geçen olayların gerçekte VI-XI yüzyılda Oğuzeli denilen yerde geçtiği tahmin edilmektedir.Çünkü Oğuz Destanı’ndaki İnalsır Yavkuy Han’ın vezirleri arasında Bayat boyundan Dede Korkut da vardır.’’demekte.

    Metin Ekici:‘‘Yazarın kimliği bilinmeyen ,yazıya geçirildiği dönem 15-16 yy olarak tahmin edilen bu kitabın bilinen ilk yazmasında mevcut olan on iki destani hikaye ve bir giriş,eserde konu edilen olayların ve bu olayları yaşamış olan Oğuz Türkleri’nin 9-11 yy’lara ait hayatlarını konu eder.’’
    Şerif Aktaş:‘‘Dede Korkut metinlerine bu dikkatle bakıldığında,bunların Oğuzlar’ın Anadolu’ya geldikleri döneme ait anonim yaratma faaliyetlerinin ürünleri oldukları görülür.’’

    Gandım BALLIYEV:‘‘Gorkut Ata destanının ne zaman vukû bulduğu hususunda çeşitli görüşler bulunmakta olup,bilginlerin çoğu XV.asırda yazılmış olduğu yahut da XI-XV.asırlarda bir araya getirilmiş olduğunda birleşmektedirler.H.Göroğlu,es erin Hicri hesabına göre 887(Miladi 1482) yılında yazılmış olduğuna dikkat çekmiştir.Bu tarih,destanın vücuda geliş tarihini değil de istinsah edildiği yahut da yeniden yazıldığı tarihe tekabül etmektedir…..W.W.Barthold,V.M. Jirmunski vs. bilginler de destanın Batı’ya XI-XII.asırda Selçuklularla getirilmiş olduğundan söz etmişlerdir.’’
    Orhan Şaik Gökyay’ın 1939’da Oluş dergisine göre zaman:‘‘Dede Korkut’ta aliterasyonun mükemmel misalleri vardır.Bu parçalar mensur olmadığına göre Türk nazmının en eski şekli olmak gerektir.Hikayelerin yazıya geçişi Divan-ı Lûgat-üt Türk’ten üç asır sonra olmasına rağmen,içindeki yarı manzum parçaların her halde XI.asırdan çok evvellere ait olduğu anlaşılmaktadır.Çünkü yukarıda söylenenlerden aliterasyonun,tam kafiyenin teşekkülünden çok önce muhtelif edebiyatlarda bir nevi iptidai nazım olarak mevcut olduğu bellidir.Bu bakımdan Dede Korkut’taki bu parçaları, Divan-ı Lûgat-üt Türk’teki vezin ve kafiyesi tam olan ve nazmın bugünkü mütekamil şeklini gösteren parçalardan önceye almak doğru olur.’’
    Ömer Kanat:‘‘Destanları uzun bir süre boyunca sözlü aktarılmış,Akkoyunlular Devleti zamanında yazıya dökülmüştür.‘‘Hikayelerin dili oldukça sadedir.15-16.yüzyılda yazıya geçirildiği halde arı bir Türkçeye sahiptir.Dede Korkut öyküleri,Oğuz Türkleri’nin 9-11.yüzyıldaki yaşayışları, inançlar ve toplumları hakkında önemli ipuçları içerir.’’

    ‘‘XV. yüzyılda yazıya geçirildiğini bildiğimiz Dede Korkut Hikâyelerindeki ozan tipi ve şiir icra geleneği XVI. yüzyıldan başlayan âşık edebiyatından farksızdır. İlk şairlerin (kam, şaman, baksı,) özelliği olan hekimlik, büyücülük, din adamlığı gibi hususiyetler bırakılmış ama âşık yine önemini muhafaza etmiştir.’’

  3. #3
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Cevap: Dede Korkut Kitabı: Kitab-ı Dede Korkud Âlî Lisân-ı Tâife-i Oğuzhan


    DEDE KORKUT HAKKINDA SÖYLENENLER:

    Prof.Dr.Himmet Uç:‘‘Dede Korkut hikayeleri hem Türk hikaye tarihinin hem de dünya hikaye tarihinin atası olabilecek bir muhteva ve teknik derinliğe sahiptir.Bu öyle şövanist ve desteksiz bir mantıkla ortaya atılmış bir iddia değildir.Hikayelerin ortaya çıktığı yüzyıllar ile yazıya geçirildiği yüzyıllar arasındaki uzun süreyi de hesaba katarak denilebilir ki,özellikle hikayelerin teknik düzeydeki mükemmelliği ortaya çıktığı ve kaleme alındıkları yüzyılların çok ötesinde modern anlatım tekniklerinin geliştiği on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından sonraki teknik düzeyler derecesinde olgundur,mükemmeldir, harikadır. ’’

    Kadir GÜLER:‘‘Dede Korkut Hikâyelerinin Korkut Ata’sı boyun akıllı pîridir. Bütün zor problemler onun tavsiyeleri ile çözülür, Oğuzlar arasında bilicidir ve her söylediğine inanılır. Ona danışılmadan hiçbir karara varılmaz ve ne emredilirse ona aynen uyulur. Korkut, geleneğin kahramanına ad ve at verir. Kahraman, kahramanlık hünerlerini gerçekleştirdiğinde Korkut bunları şiirleştirir ve kopuz eşliğinde söyler. Kahramanın şöhreti saz şairine bağlıdır; çünkü kimin değerli, kimin değersiz olduğunu saz şairinin bildiğine inanılır.’’

    Abdülkadir İnan:‘‘Dede Korkut Kitabı’nda Türklerin İslâm’dan (hatta Budizm’den) önceki zamanlardan kalma akide ve itikatları,İslâm diniyle beraber giren âdet ve kaidelerden daha çoktur.’’Ayrıca Prof..Abdülkadir İnan’ın bir makalesinde:‘‘…evlenme,doğum ve ölüm merasimleri,ahiret âlemine dair itikatlar;kurt,ağaç,dağ ve su kültleri bu Oğuzları bize tam mânasıyla Şamanî olarak tanıtmaktadır.’’ ifadelerine yer vermiştir.Prof..Abdülkadir İnan,‘‘Çapar ağ boz atun büdrimesün’. şeklinde geçen duanın Şamanizm’den kalma bir ilahi olduğunu açıklıyor.
    Bardol,Motive Biblici e Coranici del Kitâb-ı Dede Korkut’adlı makalesinde:‘‘Dede Korkut’taki İslamiyet bir ciladan ibarettir.’’demişti.
    Prof.Dr.Ettore Rossi:‘‘Nuh’un eşeği,Yeşil Donlu Hızır,Musa Kelim’in asâsı,Âdem’in cennetten kovulması,Nemrut ve Firavun konuları üzerinde durduklarını… ’’ belirtmesinde bulmuştur.

    Dr Müjgân Cunbur,‘Dede Korkut’ta İslâmî Unsurlar’ adlı bildirisinde:Allah isim ve sıfatlarının Tanrı, Rab, Çalab, Kadir, Aziz, Gani, Cebbar, Ulu, Kahhar, Settar;Sultan Tanrı,Beğrek Padişahlar Padişahı Hakk , şeklinde geçtiğini belirmiştir.Ayrıca meleklere, kitaplara, peygamberlere ; kiyamet gününe,İslamın şartlarından namaza,kurbana, yer verildiğini ancak Oruç ve sadakanın bulunmadığını açıklamıştır.İslami değerlerden gazâ ve şehitliğe, tasavvuf terimlerine yer verildiğini ancak İslami yasaklardan olan şarabın içildiğini belirtti.Bazı İslami adetlerden olan kul azat etmenin görüldüğünü ve kızların İslami usullerle istendiğini belirtmektedir.İslami değerlerden gazâ ve şehitliğe, tasavvuf terimlerine yer verildiğini ancak İslami yasaklardan olan şarabın içildiğini belirtti.Bazı İslami adetlerden olan kul azat etmenin görüldüğünü ve kızların İslami usullerle istendiğini belirtmektedir.Dualara ve beddualara yer verilmiştir ancak bu direk dua sözcüğüyle karşılandığı gibi alkış,hacet denildiğini de açıklamıştır.
    Orhan Şaik Gökyay’ın da ‘Dedem Korkut Kitabı’nda’ Şamanizm’e ait unsurlara yer verdiğini ancak ‘ İslâmî unsurlara ,Şamanizm’den çok daha fazla yer vermiştir.’demekte ve ‘Vatikan Nu.2 nüshasının,İslamî kelimeler bakımından,Dresten Nu.86 yazmasından daha zengin oluşudur’’diye bir ekleme yapmaktadır.

    ‘‘Dedem Korkut’un Kitabı’nda eski Türk dinlerinden bazı izler kalmıştır.Bu izler,destanların o devirlerde oluşmaya başlamasının işaretleridir.’’
    Süleyman Demirel:‘‘Destanların tacı’ ,diyen bilim adamı haklıdır.Bu tac bütün büyük Türk toplumunundur.’’

    Devlet Bahçeli:‘‘Korkut Ata, Türk milletinin bilgesi, hekimi ve Türk töresinin bekçisidir. Korkut Ata,Türk milletinin atası,ozanı,keramet sahibi olan velîdir.O,Türk halkının millî ve manevî değerlerine sahip çıkarak, onların koruyuculuğunu üstlenmiş, halkın dağılmadan varlığını devam ettirmesine yardımcı olmuş ve böyle bir sorumluluğu üzerine almış olduğu için, dolaştığı yerlerde iz bırakmış,adı etrafında efsanevî hikâyelerin meydana gelmesine sebep olmuştur.Halk arasında tam bir arabulucu,dengeleyici olarak Dede Korkut öğüt verir,sözleri ile topluluğa yön verir,isabetli kararlarıyla taktir edilir,ad alma şerefini hak eden çocuklara ad veriri ve büyük ihtimale de boydan boya gezerek destan anlatır.Hanın katında önemli bir mevkîye sahip olan,sözünü hana ve halkına kabul ettiren Dede Korkut’un halk arasındaki statüsüne kitaptaki hikayelerden anlamak mümkün… Kendi adıyla anılan destanın kimine göre kahramanı,kimine göre müellifi,kimine göre de, hem kahramanı hem de müellifi olan,Türk topluluklarının büyük düşünürü Dede Korkut,Türk Dünyasında adı Türk birliği ile özdeşleşen bir isimdir…Dede Korkut kitabı,eski Türk inanışlarını,felsefesini,âdet ve an’anelerini yine Türk destan geleneği içerisinde,Dede Korkut andığımız büyük ozan ve düşünür kanalı ile işleyen,gerçekten de bir abide eserdir…aslî değerlerini arayan bir Türkiye Türkü,bir Kazak,bir Azerbaycanlı,bir Türkmen, veya başka soydaşlarımızın bu millî esere baktığı vakit,onda göreceği şey temeldeki Türk birliği olacaktır.’’

    Prof.Dr.Şükrü Haluk Akalın:‘‘Türk milletinin de büyük destanları vardır.Bu destanlar içerisinde şüphesiz en görkemlisi,en önemlisi Kitab-ı Dede Korkut’tur….

    l Çünkü Kitab-ı Dede Korkut,Türk milletinin hayatıdır.
    l Çünkü Kitab-ı Dede Korkut,Türk milletinin tarihidir.
    l Çünkü Kitab-ı Dede Korkut,Türk milletinin kahramanlık abidesidir.
    l Çünkü Kitab-ı Dede Korkut,Türk milletinin en görkemli edebi eseridir.
    l Çünkü Kitab-ı Dede Korkut,başlı başına Türk milletinin kendisidir,milli ansiklopedidir

    F.K.Timurtaş:‘‘İslâmiyet’ten sonraki destanlardan başka bir kısmı Doğu Türkleri,bir kısmı ise Anadolu Türkleri arasında teşekkül etmiştir.Bu destanlardan başka,efsaneleşmiş ve masallaşmış bazı kahramanlık hikayelerimiz de vardır.Halk içinde tesirleri uzun asırlar yaşamış olan,manevi ve milli vasıflarına hayranlık duyulan kahramanlar etrafındaki menkıbe ve rivayetler,zamanla efsanevi ve destani bir hal kazanmaktadır.Bunlardan bazılarının destanlardan kopmuş bir mahiyeti bulunmaktadır.Bu çeşit epik hikayelerin en önemlisi ‘Dede Korkut Hikayeleri’dir.Kahramanlık masal ve hikayelerinin destanlardan farkı,bunların şiir şeklinde değil de,nesir olarak ifade edilmesidir.’’

    Kitapta bulunan altmıştan fazla atasözü,Oğuz boylarının hayatını,savaşlarını ve bütün günlük yaşamını bize iletmektedir.İyilik,kötülük,öğ üt,inanç ve hayat görüşü gibi konuları içeren secili,uyaklı ve sanatlı söyleyişlerdir…Dede Korkut Hikayeleri sözlü gelenekte oluşmuş ürünleridir.Bu nedenle yüzyıllar boyu halk düşünce ve deneyimleriyle yoğrularak oluşmuş ve halk söylemleriyle şekillenmiş birçok deyim,atasözü ve özlü söz kalıpları hikayelere yansıtılmıştır…

    Konu ve şekil bakımından âşık tarzı türkülü halk hikayelerine geçişte yeni bir tür,bir ara örün olarak gördüğümüz Dede Korkut Hikayeleri,giriş bölümünden itibaren atasözü,deyim, ve çeşitli anlamlarla yüklü söz kalıplarıyla doludur.Öğüt veren,yol gösteren,dilek ve temenniler bildiren bu klişe cümlelerin çoğu ölçülü ve uyaklı sözlerdir.Dede Korkut kitabında bulunan altı hikayenin başında,birbirinden çok az farklılıklar gösteren başlangıç veya giriş klişeleri bulunmaktadır.Anlatım tarzı ve üslubu bu klişelerin daha eski dönemlerden geleneksel ve sözlü yollarla devam edip geldiğini ve hikayeleri anlatan kişi veya klişelerin de bu geleneğe uyduklarını gösterir…

    Dede Korkut Hikayeleri,genel olarak,dil yapısı bakımından Eski Anadolu Türkçesi özelliklerini taşır.Dede Korkut kitabı,Dede korkut coğrafyası içerisinde bulunan Azerbaycan ve Kuzey Anadolu bölgesinde oluşmuş bir eserdir.Bu nedenle hikayeler,bu bölgede yaşayan Azerî ve Karapapak halkının ağız özelliklerini gösterir.Dede korkut hikayelerinde gerek nesir,gerek manzum kısımlarında deyimlere,atasözlerine ve kalıp cümlelere çokça yer verilmiştir.Özellikle kitabın giriş bölümü atasözü,deyim ve çeşitli amaç ve anlamlarla kullanılan klişe sözlerle örülerek sunulmuştur…
    Kitapta büyük bir çoğunluk oluşturan bu soylamalar,eski Türk şiirinin tipik örnekleri sayılırlar.Bu manzumelerde belli bir ölçü ve uyak bulunmamaktadır.Manzum kısımlarda nesre yakın söyleyiş görülmektedir.Bazı hikayelerde manzum dizeler düz yazı şeklinde yazılmıştır.Hikayelerde günlük olaylar basit,kısa cümlelerle anlatılmıştır.Çok sade ve duru bir Türkçe kullanılmıştır.Hikayelerde oturmuş sabit bir imla yoktur.Cümle öğeleri,cümle yapısı ve ses bakımından olgun edebi edebî bir dil şeklinde yazılmamıştır.Bu durum,Dede Korkut Hikayeleri’nin geleneksel sözlü anlatımın ürünü olmasından kaynaklanmaktadır.Başka bir söyleyişle hikayeler,halkın konuşma dilinin özelliklerini taşımaktadır.

    Oğuz Türklerinin geleneksel yaşam tarzını,aile yapısını ve mücadelelerini anlatan Dede Korkut Hikayeleri,dil ve üslup bakımından geleneksel anlatımın eşsiz bir eseridir.Eski Türk edebiyatı,tarihi,coğrafyası,kü ltür ve yaşayış,içten,kısa ve yalın cümlelerle bize yansıtılmıştır… Dede Korkut Hikayeleri,dış yapı itibariyle nazım-nesir karışımıdır Şekil olarak âşık tarzı halk hikayelerine benzer.Olaylar düz anlatımlıdır.Yoğun duygular manzum ‘soylama’ şeklindedir.

    Şekil olarak destanla türkülü halk hikayesi arasında bir yer tutar.Nazım nesir karışık olmakla beraber nazım kısımlar nesre yakındır.Hikayelerin dili Eski Anadolu Türkçesi ve Azeri ağzı özelliklerini taşır.Sözlü gelenekten yazıya aktarıldığı anlaşılan Dede korkut kitabı baştan sona manzum ve nesir şeklinde deyim,atasözü,ara söz, ve kalıp sözlerle örülerek anlatılmıştır…

    Yard.Doç.Dr.Güzin Tural:‘‘Kitab-ı Dede Korkut,sade,açık bir lirizm ve dinamik üslup,derin,tutarlı edebi dil örneğidir.Destanların diline baştan sona kadar nüfuz eden kendine mahsus nefes,ritim ve ton,tekrarlar sistemi;seslerin,sözlerin,sent aktik biçimlerin ard arda tekrarı;özel aliterasyon ve paralellikiedebi şekiller,kendine has mecazlar ve teşbihlerle bir hava,muhit,sıcaklık yaratır ki,bu da Dede Korkut dünyasına dahil olan her kahramana unutulmaz özellikler kazandırır.Bu edebi vasıtaların yarattığı dünya,zamansız mit ölçüsü ile en reel,beşeri duyguları,münasebetleri fantastik bir incelikle ifade eder.’’

    Ömer Kanat:‘‘Hikayelerin dili oldukça sadedir.15-16.yüzyılda yazıya geçirildiği halde arı bir Türkçeye sahiptir.Az miktarda Arapça ve Farsça kökenli kelime de vardır…Hikayeler çoğunlukla manzum ve ahenkli bir şekilde anlatılır.Manzumların bir kısmı kafiyeli olmasa da kulağa hoş gelen bir söyleyiş tarzı vardır.Kitapta yaklaşık 8.000 tane farklı sözcük ve deyim geçer.Cümleler kısa ve yalındır…Destan niteliğine tüm Oğuzları etkilemesiyle ulaşmıştır.Hikayeler basit görünen olaylarla başlamış ama tüm Oğuzların etkilenmesiyle sonuçlanmıştır.’’

    Kâmil Veliyev Nerimanoğlu:‘‘Kitab-ı Dede Korkut,sade,açık bir lirizm ve dinamik üslup,derin,tutarlı edebi dil örneğidir.Destanların diline baştan sona kadar nüfuz eden kendine mahsus nefes,ritim ve ton,tekrarlar sistemi;seslerin,sözlerin,sent aktik biçimlerin ard arda tekrarı;özel aliterasyon ve paralellik,edebi şekiller,kendine has mecazlar ve teşbihlerle bir hava,muhit,sıcaklık yaratır ki,bu da Dede Korkut dünyasına dahil olan her kahramana unutulmaz özellikler kazandırır.Bu edebi vasıtaların yarattığı dünya,zamansız mit ölçüsü ile en reel,beşeri duyguları,münasebetleri fantastik bir incelikle ifade eder.’’

    Ensar Aslan:‘‘Dede Korkut hikayeleri halk dilinin ve halk anlatımının ürünüdür.Konuşma dil özelliklerini taşır.Bu durum,hikayelerin geleneksel sözlü anlatımdan yazıya geçirildiğini göstermektedir.Hikayelerde,İsl am kültürü ve edebiyatının etkisiyle zenginleşmiş işlek bir halk dili kullanılmış,olaylar ayrıntıya kaçmayan ve edebiyat süsü bulunmayan basit cümlelerle anlatılmıştır.Hikayelerde,birç ok kelimenin değişik şekillerle yazıldığı görülür.Sabit bir imla yoktur.Tarih,coğrafya bakımından Doğu Anadolu ve Azeri sahası damgasını taşıyan Dede Korkut hikayeleri,sözcük,cümle örgüsü ve gramer yapısı bakımından da Azeri Türkçesi özellikleri gösterir.’’

    ‘‘..kelime haznesinde 32.300’den fazla kelime bulunduran Dede Korkut..’’

    Prof.Dr.Şükrü Haluk Akalın:‘‘Kitab-ı Dede Korkut’un izi daha sonra yaratılan edebî eserlerde de kendisini kuvvetli bir şekilde hissettirmiştir. Sibirya’daki, Türkistan’daki,Anadolu’daki ve Balkanlardaki Türk halklarının destanlarında,hikayelerinde,ma sallarında Kitab-ı Dede Korkut’un izi açık veya gizli olarak görülmektedir.’’


    Kaşgarlı Mahmut:‘‘Kafirler(Müslüman olmadan önceki kafirler) göğe Tengri derlerdi.Yine bu kimseler,bilgin insanlara da Tengrigen adını verirlerdi.’’
    Bilge Kahan,kardeşinin ölümü özerine:‘‘Zamanı Tanrı yaşar,insanoğlu hep ölmek içindir.’’der.

    Uygur hanı Mengü Han:‘‘Biz sadece tek bir Tanrı’nın varlığına,onun sayesinde yaşadığımıza ve onun emri ile öldüğümüze inanıyoruz.’’.din adamlarını huzurunda tartışmaya davet ettirdiğinde,ileri sürülen görüşleri dinleyip söylemiş.

    Bizans tarihçisi Thepylaktos : ‘Türkler,yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan tek bir tanrıya inanıyor ve onun için kurban kesiyordu.’’diyor.
    İbni Faldan:‘‘Oğuzlar’dan biri,haksızlığa uğrar veya başına hoşlanmadığı bir iş gelirse,başını göğe kaldırır ve :‘Bir Tanrı’ der.‘‘Yine oğuzlardan biri bana:‘Sizin Rabb’ınızın kadını ar mı?’ diye sordu.Hemen tövbe ve istiğfar ettim.O da benim gibi yaptı .’’diye yazıyor.

    Kuran’da el-Hadîd suresinde:,‘‘Göklerin ve yerin mülkü onundur.’’

    Deli Dumrul:‘‘Yücelerden yücesin Kimse bilmez nicesin.’’

    Deli Karçar:‘‘Medet aman el’aman/Tanrı’nın birliğine yoktur güman.’’

    DİRESE HAN OĞLU BOĞAŞ HAN HİKAYESİ:

    ‘‘Halk hekimliği uygulamalarını Türk edebî metinlerinde de görmekteyiz. Dede Korkut Kitabı'nda Dirse Han'ın oğlu Boğaç'ın vurulmasından sonra, Boğaç’ın annesinin yanına hızır gelir ve çocuğun yarasını sıvazlar, "dağ çiçeği ile ananın sütü yaranın merhemidir" der ve ayrılır.1 Yine Salur Kazan'ın Evinin Yağmalandığı Hikaye'de, Karacuk çoban kafirlerle savaşırken yaralanır ve kafirlerin leşinden ateş yakarak keçesinden isli kül yapıp yarasına basarak tedavi olur2 Görüldüğü gibi daha o yıllarda halk kendi çaba ve yöntemleriyle hastalıkları tedavi etmeye çalışmıştır.’’(sayfa:393, Eyüp AKMAN, Mart 2007 Cilt:15 No:1 Kastamonu Eğitim Dergisi 393-400)

    ‘‘Dirse Han diğer bazı hikaye karakterleri gibi sevgi ve şefkat duygusu ve soyunu devam ettirmek,bir aile sahibi olmak için değil,bir an önce protokoldeki yerini kazanmak üzere çocuk ister.’’

    ‘‘…kırk yiğit,ekmeğini yedikleri,yanında eğitim gördükleri,itibarını paylaştıkları Dirse Han’ın ak ellerini arkasına bağlayacak,kıl sicimi ak boynuna takacak,kendileri atlı,onu yaya yürütecek,düşmen memleketlerine götürecek kadar haysiyetsizdirler.’’

    KAYNAKÇA:
    1. -Türk Yurdu dergisinde(C.8,Haziran 1987)
    2. -Türk Halk Edebiyatı’adlı kitabında,Maya Akademi yayınları,1.baskı 2008 Ankara
    3. -Prof.Dr.Faruk Kadri Timurtaş (makaleler). Hazırlaya Mustafa Özkan,Ankara1997.
    4. -Karadeniz Araştırmaları (C:6,Sayı:22,Yaz 2009,s147-157)
    5. -Eğitim dergisinde (Ekim 2007’de)
    6. -1939’da Oluş dergisi.
    7. -Tukish Studies,2008.
    8. -D.Ü.Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi dergisi 10.100-105,2008
    9. Atatürk Tarih Kurumu,Dede Korkut Bildirileri 1999
    10. Muharrem Ergin,Dede Korkut Kitabı
    11. Ankara Üniversitesi Edebiyat dergisi
    12. Çukurova Üniversitesi sitesi arşivi
    13. Türkedebiyat?.org .Nurullah Alkaç
    14. yagmurdergisi.com.tr/yazformati.php?.Tarih: 04704/2010
    15. Milli Folklor(2003, Yıl:15,Sayı:60

    NURULLAH ALKAÇ.DİCLE ÜNİVERSİTESİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYAT ÖĞRENCİSİ 02-10-2011

Benzer Konular

  1. Açıköğretim Kitabı Sorusu, 6. Sınıf
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 02.Ekim.2012, 10:51
  2. Üniversiteler İçin Türk Dili El Kitabı
    Konu Sahibi refresh Forum Oku-Yorum
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 26.Temmuz.2011, 06:23

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •