+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Kayıtsız Üye Misafir

    Nazımla Şiir Arasındaki Farklar Nelerdir?

    Nazımla Şiir Arasındaki Farklar Nelerdir? Açıklar mısınız?

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,602

    Cevap: Nazımla Şiir Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

    Nazımla Şiir Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?

    Nazım Arapça bir sözcük. Aslı nazm; “sıralama”, “dizme”, “düzene koyma” demek. Dilimize “nazım” olarak girmiş ve ölçülü, uyaklı anlatım biçimini belirtmek, öteki anlatım biçiminden, yani düzyazıdan (“nesir”den) ayrılığını adlandırmak için kullanılmış. Bugün bu edebiyat kavramını yer yer “koşuk” sözcüğü ile karşılıyoruz. (Bu satırların yazarı, dilimizin kesinkes özleştirilmesinden yana olmasına karşın, “koşuk”un “nazım”dan türemiş başkaca kavramları tam karşılamadığı düşüncesiyle “nazım” sözcüğünü yeğlemek zorunda kalmıştır.)

    Eskiden nazımla yazılmış yazılara manzum, küçük nazım parçalarına manzume, nazım yazarlarına da nâzım denirdi. (Bizim Nazım Hikmet’in ilk adı da buradan geliyor: Düzenleyen, düzene koyan.)

    Nazımla yazılmış parçalar, yani manzumeler kupkurudur; hece ölçüsüyle yazılmışsa hecenin, aruz ölçüsüyle yazılmışsa aruzun tıkırtılarından başka ses gelmez kulağımıza. İçlerinde şiirin öteki öğelerinin hiçbiri yoktur çünkü. Aşağıdaki parça Mehmet Emin Yurdakul’un (1869-1944) “Anadolu” adlı manzumesinin bir bölümüdür:

    Yürüyordum: ağlıyordu ırmaklar,
    Yürüyordum: düşüyordu yapraklar,
    Yürüyordum: sararmıştı yaylalar,
    Yürüyordum: ekilmişti tarlalar.

    Ölçü tamam: Hecenin 11’li kalıbıyla yazılmış; yani her dizede 11 hece var.
    Dörder heceden sonra ikişer kez durak yapılmış: 4 + 4 + 3
    Uyaklar da tamam: ırmak-yaprak / yayla-tarla (–lar heceleri redif)
    Ama yine de şiir değil. Çünkü içtenlikten, imgeden, özgün deyişlerden uzak bir söz yığını.

    Türkçü Mehmet Emin bu manzumeyi yazdığında kırk beş yaşlarında filandı. Nazım Hikmet aşağıdaki şiiri Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu’ya çıktığında yazıyor; yaşı da on sekiz. İkisi de, üç aşağı beş yukarı, aynı yıllarda yazmışlar şiirlerini ve aynı temayı işlemişler:

    Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış,
    Ne güzel memleket! Yüksek dağlarında kış;
    Deresinde ilkbahar, yollarında sonbahar,
    Altın güneşinde de yazın sıcaklığı var.

    (Nazım Hikmet’in “İnebolu” adlı şiirinin son bölümü)
    Bu da hece ölçüsüyle, 14’lü kalıpla yazılmış: 7 + 7
    Uyaklar: çıkmamış-kış / sonbahar-var

    “Yollardaki sonbahar”, “Altın güneşteki yazın sıcaklığı”, hele “Dereye düşüp de bir daha çıkamayan bahar” imge dolu özgün deyişler değil mi?
    Bu parça bir şiirdir. Çünkü ölçülü, uyaklı oluşunun yanı sıra, imgelerle dolu özgün bir niteliği vardır.

    Şiirin tam bir tanımı yapılamasa bile, yukarıdan beri söylediklerimizi göz önüne alarak –eksik fazla– şu özelliklerini sayabiliriz:
    a) Şiirde zengin imgeler, özgün buluşlar, deyişler vardır. İyi bir şair mecazlardan, çeşitli anlam ve söz sanatlarından ustalıkla yararlanır.
    b) Sözler ritimlidir.
    c) Seslerin uyumlu (ahenkli) olması göz önünde tutulur. Ancak Nazım Hikmet’in anlatımıyla “Şiirdeki ahengin bir saz, hatta bir keman değil, bir orkestra, çeşitli aletlerin kombinezonlarla ses verdiği bir orkestra ahengi olması” gerekir. (Ekber Babayef’ten aktaran: Aziz Çalışlar, Sanat ve Edebiyat Üstüne Nazım Hikmet, s. 67)
    ç) Dinlendiği ya da okunduğunda kişide güzelduyusal (estetik) bir etkilenme yaratır.

    Nazımla yaratılmış ürünlerin tümü M. E. Yurdakul’un yukarıya bir bölümünü aldığımız manzumesi düzeyinde (daha doğrusu düzeysizliğinde) tatsız tuzsuz şeyler değildir elbet. Çünkü önümüzde bu yolla oluşmuş bir Divan Edebiyatı (11. yy. – 19. yüzyılın ikinci yarısı), İslamlık öncesi dönemden günümüze değin sürüp gelen bir Halk Edebiyatı, Batı’nın etkisinin sanata da yansımasıyla oluşan bir Tanzimat Edebiyatı (1860-1895), bir Edebiyat-ı Cedide –öteki adıyla Servet-i Fünun Edebiyatı– (1896-1901) ve sonra bir XX. Yüzyıl Edebiyatı vardır. Bu dönemler içinde pek çok ozan geldi geçti. Onların ürettiklerinin büyük çoğunluğu bugünkü edebiyat anlayışımıza, beğenilerimize uygun düşmese bile, nazımla yazılmış olmalarına karşın, “manzume” değil, “şiir”dir. Çünkü her nazım şiir değildir ama, her şiir bir nazımdır. Şiirin manzum olması, yani nazım biçiminde yazılması ya da söylenmesi, sonuçta, biçimsel bir niteliktir. Onun özsel niteliklerinin çoğalması için yukarıda belirtmeye çalıştığımız özellikleri de taşıması gerekir.

    Bilindiği gibi, nazım üç öğeden oluşur:
    A. Ölçü (Vezin),
    B. Uyak (Kafiye),
    C. Nazım Biçimi.

    Kaynak: FAZLI KARAĞILI,Ocak 2002, Güney Dergisi Web Sitesi

Benzer Konular

  1. Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2014, 21:59
  2. Cevap: 1
    Son Mesaj : 20.Aralık.2013, 23:29
  3. Cevap: 1
    Son Mesaj : 20.Aralık.2013, 23:01
  4. LED Nedir? LCD nedir? LED ve LCD Arasındaki Farklar
    Konu Sahibi refresh Forum Bilgisayar - Bilişim Teknolojileri
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 05.Mayıs.2012, 14:47
  5. Yeni Şiir, Eski Şiir, Kalıcı Şiir
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 22:07

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
  •