TEMBEL HARCI HUYLARIMIZ

Bir tanıdığım var. Hem de okumuş yazmış, saygın bir kişi. Bütün derdi günü oğlu. (…) Cinleri başına çıkan baba her defasında;
— Benim oğlum, şu hâle bakın, benim oğlum böyle çıksın, bu olacak iş mi, diye yakınıyor, içleniyor, sonra da:
— Ben ki bizim aile ki.. diye başlayan narsistçi tiratlarına başlıyor. Eşi, ya gerçekten ona katıldığından ya da ondan yana görünüp gazabını biraz olsun yatıştırmak istediğinden kocasına tempo tutuyor.
İkisi de orta yaşlı sayılır. Öyle olduğu hâlde, çocuk onları bunak yerine koymuş. Söylediklerini çarpık bir gülümseme ile kös dinliyor. Ama bazen sabrı taşar gibi olunca babanın soyut nutuklarını kısa ve yaşamın ta içinden zınk diye cevaplarla susturuyor.
Hadi yeni baştan:
— Sen bunu bana, benim gibi bir babaya, ben ki... vs. vs.
Bir keresinde dayanamadım:
— Çocuğunuzu kendi uzantınız saymaktan vazgeçseniz çok rahat edeceksiniz, dedim. O sizden başka biri olma özgürlüğüne sahip değil mi?
Hayretle yüzüme baktı:
— Ben babamın temadisi oldum da zarar mı ettim, dedi.
— Siz öyle istemiş, öyle olmuşsunuz. Bırakın oğlunuz da kendi karar versin...
O günden beri ahbaplığımıza küçük bir gölge düştü sanırım.
Bu baba oğul arasında geçen sahneler herhâlde yüz binlerce ailede de geçiyor olmalı.
Sade baba oğul arasında değil, hoca - öğrenci, usta - çırak arasında da...
Kendi sulbümüzden yetişen bir çocuğun ya da kendi yetiştirdiğimiz bir öğrencinin kendi çizgimizi aşmasını hepimiz kolaylıkla kabul edemiyoruz.
Her evladın ana babasına tıpı tıpına benzediği, her öğrencinin hocasının hınk deyicisi kesildiği bir toplumu göz önüne getirebiliyor musunuz? Ben şahsen tımarhaneyi bu koyunlar toplumuna tercih edebilirim.
Aşırı bir bencillikle hasta bir onur duygusunun karışımı bu sahip çıkma böbürü sade baba - oğul, üstat - mürit arasında değil; karı - koca, amir - memur, işveren - işçi ilişkilerinde de at oynatıyor.
Hoşgörü gün günden aramızdan elini eteğini, çekmekte.
Neden? Çünkü bencillik daha tembel harcıdır da ondan.
Çünkü hoşgörü, geniş kapsam ister de ondan. İnsancıl olmak kolay değildir. Olgunluk, yumuşaklık kendi kendine savaşmadan elde edilemez de ondan. Oysa Nuh deyip peygamber dememenin, dediğim dedik, çaldığım düdük direnmenin barbarca bir zevki bile vardır.
…

Haldun TANER