Genetik yapı, Çevre koşulları ve Özgür irade,

Gen, çevre ve özgür irade üçlüsünün yaşamdaki etkisi benim 1998 de Stephen R. Covey organizasyonunda öğrendiğim bir model. Bu modeli psikoloji felsefe ve quantum açısından değerlendirmek istiyorum.

Bir bireyin çeşitli özelliklerini, öncelikle genetik yapısı belirler. Ancak genetik yapı yüzde yüz belirleyici değildir. Genetik yapı, bireyin özelliklerinin/davranışlarının alt ve üst sınırlarını belirler, bu iki sınır arasında hangi noktada bulunacağınızı ise çevre şartları belirler. Sözgelişi genlerinizde, boyunuzun 1.70 ile 1.80 cm arasında olacağı kodlanmış olabilir. Eğer siz en iyi şartlarda büyütülmüşseniz, boyunuz 1.80 cm olur, daha uzun olamaz, olumsuz şartlarda büyütülmüşseniz 1.70 cm olur, daha kısa olamaz. Sonuçta genler, çevreye belirli bir özgürlük vermiş olur. Ancak bence çevre de, tıpkı genler gibi, bireyin davranışlarının alt ve üst sınırlarını belirler. Bu sınırlar içinde hangi noktada bulunacağına birey, özgür iradesini kullanarak karar verebilir. Yani bireyin seçme özgürlüğü, genlerden ve çevreden arta kalan belirli bir alan içinde geçerlidir. Bu alana, '' Bireysel Özgürlük Alanı'' adını verebiliriz. Genetik ve çevresel faktörlerin insan davranışlarını birlikte etkilediği görüşü, giderek taraflar kazanan genel bir eğilim niteliğinde. Örneğin sosyal-bilişsel teoride de benzeri görüş savunulur.

Bireysel özgürlük alanı, genetik ve çevre faktörlerin izin verdiği ölçüde bireyin yaşamına yön verebilme özgürlüğünü sembolize ediyor. Varoluşçular burada haklıdır ancak kısmen.

Bireyin bireysel özgürlük alanı içindeki özgürlüğü, bence elektronun sahip olduğu özgürlüğü düşündürüyor. Quantum fiziğinin bize öğrettiğine göre, elektronun tüm hareketleri neden - sonuç ilişkisine dayanmaz; bu yüzden de belirli bir ölçüde yordanamazdır. Elektron, bir enerji durumundan diğerine doğaçlama yolla - adeta spoantan olarak geçer. Eğer doğru anlıyorsam, elektron belli bir oranda hareket özgürlüğüne sahiptir. Bazen dalga bazen parçacık bazen de her ikisi! Elektron özgür olur da insan olamaz mı? İnsan da, genetik ve çevre şartlarının izin verdiği ölçüde, bir elektron gibi kısmi bir özgürlüğe sahiptir.

Varoluşçu felsefede, hayvanların fark ettikleri, insanların ise hem fark ettikleri, hem de fark ettiklerini de fark ettikleri ileri sürülür. Ancak insanın hayvana olan bu üstünlüğünün kaynağı belirtilmez. Sahi, in1san nasıl oluyor da fark ettiğini de fark edebiliyor? Herhalde bu sorunun cevabı şudur: İnsanın beyni, korteksi, insan dışındaki tüm canlılara oranla daha gelişmiştir. İnsandaki neokorteks, onu diğer canlılardan ayırmaktadır. Hayvanların beyni, ancak fark etmelerini/algılamalarını sağlar. İnsan ise neokorteksi sayesinde, fark etmenin ötesinde daha pek çok şey yapabilir, dil kullanabilir, benlik bilincine sahiptir ve bu arada fark ettiğini de fark edebilir, örneğin fark ettikleri üzerinde oturup konuşabilir. Bu bağlamda gözüktüğü üzere, insanı anlamaya çalışırkern, onun biyolojik özelliklerini ve evrim sürecindeki yerini bir yana bırakmak doğru değildir.

Varoluşçu felsefede ve psikolojide, insanın fiziksel çevresinden soyutlanamayacağı belirtilir. Katılıyorum. Fakat madem böyle, o halde insan, fiziğin ve biyolojinin kurallarından da soyutlanMAMAlıdır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, geleneksel felsefede, '' İnsan nedir?'' sorusu sorulmasına karşılık, varoluşçu düşünürler '' İnsan kimdir?'' sorusunu sormayı tercih ediyorlardı. Kanımca, '' İnsan nedir?'' dediğimizde insanın psikolojik zenginliğini, yanlızca '' İnsan kimdir?'' dediğimiz zaman ise fiziksel-biyolojik zenginliğini ve evrim sürecindeki yerini gözden kaçırmış oluyoruz. Bu yüzden, '' İnsan nedir ve kimdir?'' sormak bana daha uygun gibi geliyor.

Yani değerli okurlarım, Madde karışıktır, hayvan daha karmaşıktır, insan ise daha da karmaşıktır. Bu yüzden özellikle insanın davranışlarını, tek bir nedene indirgeyerek açıklamamak gerekir. İnsan yaşamı fiziksel ve metafiziksel incelenmelidir...