BUGÜNÜMÜZÜ ÇALAN İKİ HIRSIZ;
Yıllar boyunca pek çok kişiye, pek çok arkadaşıma, '' Şu anda ne hissediyorsun?'' diye sordum. Bu soruyu sorduğum ortam, bazen bir işyeriydi, bazen de bir lokanta. Bir aile ortamında ya da güzel bir manzara karşısında da sorduğum oldu, '' Şu an ne hissediyorsun?'' sorusunu. Verilen cevapların oldukça küçük bir bölümü, o an içinde bulunduğumuz ortamla ilgiliydi.

Cevapların büyük bir bölümü, cevap veren kişinin ya geçmiş yaşantısıyla ya da gelecekte olacaklarla ilgiliydi. Örneğin insanlar şunları söylüyorlardı;

'' Geçen haftaki toplantıyı düşünüyorum ''
'' Çocuklar evde ne yaptılar acaba? ''
'' Taksidi nasıl ödiyeceğiz?''
'' Acaba başvurum kabul olacak mı?''
'' Ya tekrar kriz çıkarsa?''


Bunlar ve benzeri cevaplar, içinde yaşanılan an ile ilgili değil, geçmişle ya da gelecekle ilgili. Oysa insanlar o an içinde bulundukları dış dünyayı ve sahip oldukları iç dünyayı fark edip bir şeyler söyliyebilirler. Örneğin, '' Şu an karşımdaki manzara bana coşku veriyor, '' ya da '' Sandalye rahatsız ediyor,'' diyebilirler.Bunları söylemek, içinde yaşanılan anı fark etmek demektir. Bizler, içinde bulunduğumuz ortamı fark etmek ve bulunduğumuz anı dolu dolu yaşamak yerine, çoğunlukla geçmişi ya da geleceği düşünmeyi alışkanlık haline getirmişizdir.


Varoluşçu felsefenin, bu konuya bakış tarzını özetlemekte olan çok beğendiğim bir sözü var. Şöyle: '' Bugünümüzü çalan iki hırsız var; GEÇMİŞE İLİŞKİN PİŞMANLIKLARIMIZ ve GELECEĞE İLİŞKİN KAYGILARIMIZ. Bu iki hırsız bugünümüzü alıp götürür.''
Gerçekten içinde bulunduğumuz anın tadını çıkarmamızı engelleyen bu iki kötü alışkanlığımız bugünümüzü alıp götürür, erozyona uğratır.


Sokakta kafamıza düne ya da yarına ilişkin türlü düşüncelerle yürüyebiliriz. Bu durumda büyük bir ihtimalle, sokağa bakarız fakat göremeyiz; onu farketmeden yürürüz. Sokak ziyan olur; asıl önemlisi, o arada geçen dakikalarımız ziyan olur. O sokakta, yeterince varolmadan yürümüş oluruz.


Bazen de sokaklar gibi, bütün bir hayatımız geçip gider, fark etmeyiz. Ev alma, araba alma, üst mevkiye atlama, faturaları ödeme telaşıyla yıllar geçer; çocuklarımızı yeterince fark etmeden, bir de bakarız ki büyümüşler.
Oysa bütün bunların yerine, yaşamdaki hedeflerimizden vazgeçmeksizin sokakları fark ederek yürümemiz, çocuklarımızı fark ederek büyütmemiz mümkündür.

Bir okuldan mezun olduktan sonra, '' Ah ne güzel günlerdi,'' diye kaçırılmış güzellikleri hasretle hatılrmak yerine, o güzel günleri yaşarken fark etmeniz mümkündür. Yaşamda geçen bir saniyenin, evren tarihi boyunca bir daha tekrarlanması mümkün değildir.
O halde, yaşamımızı oluşturan, tekrarı mümkün olmayan o eşsiz saniyelerin tadını çıkararak yaşamaya ne dersiniz?