Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Divan şiirinde ritm arayışları

    DİVAN ŞİİRİNDE RİTM ARAYIŞLARI

    Prof. Dr. Cemal Kurnaz

    Evren gibi, hayat ve sanat da ritm üzerine kurulmuştur. Ritmin oluşturduğu sanat eseri, bize, “uçsuz bucaksız zaman”dan somutlaştırılmış bir kesit sunar. Bu tür eserlerde ses, söz, renk ve motif gibi ögelerin aralıklı tekrarıyla oluşan ritm, niteliği üzerine çok söz söylenmiş olan “zaman”ı algılamamızı sağlar.

    Divan şiirinde de, aruz vezni, kafiye ve redif gibi teknik zorunluluklarla kendiliğinden oluşan bir ritm ve ahenk vardır. Şairler, aliterasyon, assonans ve tekrir sanatlarıyla bu ritm ve ahengi besleyip geliştirirler.

    Divan şiirinde ahenk konusunu ele alan önemli çalışmalar yapılmıştır.1 Biz burada, daha çok, ahengin anlama uygun ve işlevsel kullanıldığı ritm arayışlarına dikkat çekmek istiyoruz.

    Divan şairlerinin bazı beyitlerinde hareket unsuru ön plana çıkar. Bu beyitlerde ya bir hareket anı tespit edilir veya devam etmekte olan bir hareket resmedilir. Duruma uygun ses unsurunun eklenmesiyle harekete uygun bir ritm ve ahenk elde edilir. Bu tür örnekler arasında, yalpalayarak yürüyen sarhoş insanın ele alındığı beyitler dikkati çeker.

    Câm-ı mey-i melâmet nûş itmese Helâkî
    Meyhâneler içinde gezmezdi der-be-der mest2

    Gâh mescidde gehî meyhânede geh deyrde
    Der-be-der Amrî-i âvâre seni arar seni3

    Bu iki örnekte şairler ayağı dolaşarak, yalpalayarak yürüyen sarhoş halini, der-be-der sözüne yükleyerek anlatmışlardır. Bu kelimenin telaffuzundaki ahenk, yalpalama hareketini çok iyi anlatıyor. Aslında, birinci manası serseri, ikinci manası ise “kapı kapı” olan der-be-der kelimesi, tevriyeli kullanılmıştır. Özellikle Amrî’nin beytinde bu çok açıktır. Şair, gâh mescitte, gâh meyhanede, gâh manastırda, kapı kapı dolaşarak sevgilisini aramaktadır. Helâkî’nin açıkça sarhoş hâli zikredilmemekle beraber, avare âşığın durumu da ondan pek farklı değildir. Amrî’nin beyti, Helâkî’ninkinden farklı olarak, başka ritm unsurlarıyla da desteklenmiştir. Aşağıda başka örneklerine değineceğimiz “gâh”, “geh” tekrarları, meydana getirdiği duraksamalarla mısra içinde anlatılan harekete uygun bir ritm zenginliği sağlamaktadır. “Seni” kelimesinin tekrarı da aynı amaca yöneliktir. Peş peşe gelen “e” ve “â” seslerinin inişli çıkışlı tekrarı da beytin zengin ritmine katkı sağlamaktadır.

    Arz -ı hâle yok meded/ kûyına hod varmak muhâl
    Mest-i ışkam şöyle kim/ güftar güç/ reftâr güç4

    Nev’î anlattığı “hareket”e uygun ritmi, mısraı içindeki cümleciklerin doğal duraksamaları ve ses, kelime tekrarlarıyla elde etmiştir.5

    Nev’î’nin, “s” aliterasyonunun hakim olduğu şu beytinde ritm, “hem” kelimelerinin tekrarıyla vurgulanmıştır:

    Ser-i kûyına n’ola sehv ile bassa kadem âşık
    Ser ü pâ farkın itmez n’ylesün hem mest hem âşık6

    Sarhoş insanın şuuru yerinde değildir. Başını, ayağını idrak etmez. Kendini kaybetmiştir. Üstelik hem aşık, hem sarhoş ise büsbütün mazurdur. Şeyh Gâlib’de bu husus daha sanatkârâne anlatılıyor:

    Gehi zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
    Düşe kalka haste-i gam der-i lutf-ı yâre düştü7

    Galib, “desti” kelimesini hem şarap testisi, hem el; ayağı da hem kadeh, hem ayak mânâsına gelecek şekilde tevriyeli kullanıyor. Bu da, beytin anlamını zenginleştiriyor. Bu tabloda, gam hastası âşığın, başının altında şarap testisi, koltuğunda kadeh, sevgilinin lütuf kapısına doğru yalpalayarak, düşe-kalka gittiğini görüyoruz. Bir başka şekilde anlayacak olursak, âşığı bazen eli başının altında, bazen ayakları koltuğunda, bir yumak gibi düşe-kalka, yuvarlanarak sevgilinin kapısına doğru giderken görürüz. Hatta, “kapısına düşmek” deyimi hatırlanarak, derdine ancak oradan derman bulacağı ümit edilse de, düşmek kelimesinin asıl anlamı ile sarhoş âşığın aynı zamanda sevgilinin kapısı önünde yıkılıp kalması da anlaşılabilir.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530
    Aşağıdaki örneklerde ise delilerin hareketleri anlatılmaktadır:

    Hüsnüne ins ü melek hayrân/ u ben dîvâne-vâr
    Geh zemîne bakaram/ geh âsumânı gözlerem8

    Beyitte, kendine özgü hareketler yapan, bir yere, bir göğe bakan delinin davranışları söz konusudur. Sevgilinin güzelliği karşısında deliye dönen âşık da öyle davranmaktadır. Tarafımızdan konulan işaretlerden anlaşılacağı üzere, şair, beytin içine serpiştirdiği cümleler, dolayısıyla özne ve yüklemlerle beklenmedik şekilde kırılan bir ritm zenginliğine ulaşmıştır. Şiir içindeki bu duraksamalarla, anlatılan “hareket”e vurgu yapılmıştır.

    Aşağıdaki örnekte de, benzer bir uygulama vardır. İlk mısra kendi içinde tamamlanan yekpare bir ritme sahip olduğu halde, ikinci mısrada kısa kısa cümleciklerle soluklanan, çeşitlenen bir ritm görülmektedir. Yalvaran bir çift göz. Halsiz, mecalsiz, ölüm döşeğinde yatan hastanın gözleri... Çaresizlik içinde etrafına bakman, derdine derman olacak şefkatli, merhametli birini arayan gözler...

    Ölümlü hastaya benzer hemân derd ehli dünyâda
    Bakınur her yana/ derman arar/ bir mihribân ister9

    Aşık kararsızdır, yerinde duramaz. Şair bu hususu, üveyiğin bir gül bahçesine, bir bademlere konmasına benzetiyor. Gerçi, gönül bülbülünü onun gibi sanma diyorsa da, anlatılmak istenen ruh hâli budur.

    Sanma kim bülbül-i dil fâhte-veş lâhzada bir
    Geh gülistâna vara/ geh kona bâdâmlara10

    Ey gül-i ra’nâ sabânun cünbüşü âhestedür
    Geh yürür/ geh dinlenür/ benzer gamundan hastedür11

    Kısa aralıklarla aheste aheste esen sabah yeli, bu durumundan dolayı, hasta olduğu için biraz yürüyüp biraz dinlenen insana benzetilmiştir. İkinci mısradaki ritm de maksada uygundur.

    Kapuna hıdmete geç geldi ise gül afv it
    K’inende yüriyemez/ ayağunda vardur hâr12

    Dikensiz gül olmaz. Şair bu hususu değişik bir münasebete bağlı olarak ifade ediyor. Gülün, efendisinin hizmetine geç gelmesini ayağına diken batmış olmasına bağlıyor ve mazur görüp affetmesini istiyor. Burada, ayağına diken battığı için topallayarak, ağır-aksak yürüyen bir insan hayali hissediliyor.

    Yine gömgök tere batmış çıka geldi çemene
    Nev-bahâr irdi diyü virdi haberler sünbül13

    Kan-ter içinde, nefes nefese gelen bir haberci: Sümbül. Çemene ilkbahar geldi diye haber getiriyor. Menekşe ve sümbül ilk açan çiçekler olduğundan divan şairlerince baharın habercisi kabul edilir. “Gömgök tere batmak ” deyimi sümbülün kendi rengi dolayısıyla gayet uygun düşmüştür. İkinci mısrada tekrarlanan “r” sesi vezinle birlikte güzel bir ahenk meydana getiriyor; dolu-dizgin gelen atlının hareketini hissettiriyor. Tabloda renk ve hareket unsuru birbirini tamamlamaktadır.14

    Nilüfer bir su çiçeğidir. Bu özelliğinden dolayı, şairler onu, sürekli ağlayan gözü yaşlı âşık veya onun sarı yüzü ile benzerlik içinde düşünmüşlerdir. 15. yüzyıl şairlerinden Ahmed Paşa’nın nilüferi bu bağlamda ele aldığı bir beyti vardır:

    Gözyaşımdan şöyle gark oldum ki nîlüfer bigi
    Rûy-i zerdüm anda geh peydâ vü geh pinhân olur15

    Beyitte, âşığın yüzü aşk ve ayrılık derdiyle sapsarı kesilmiş, sürekli ağlamaktan gözyaşları denize dönmüştür. Âşığın sarı yüzü bu denizin ortasında bir görünüp bir kaybolmaktadır.

    Bu konu, sonraları birçok şair tarafından değişik şekillerde ele alınmıştır.16 Bunlar arasında bizce Ahmed Paşa’nın beytini farklı ve güzel kılan “geh peydâ vü geh pinhân olur” söyleyişidir. Bu söyleyişte, peş peşe gelen dalgaların medd ü cezriyle: nilüferlerin su üstündeki hareketi gayet ritmik şekilde anlatılmıştır. Ritm, “e” ve “â” seslerinin ustaca sıralanmasıyla elde edilmiştir.

    Külbem içre dostum hecründe efgân eylesem
    Bir yana der nâle eyler oldu/ revzen bir yana17

    Âşık, sevgiliden ayrı olduğu için kulübesinde yalnız başına ağlayıp feryat etmektedir. Çevresini de içindeki ruh hâliyle gören şair, bize de öyle gösterir. Kendi acısına bir taraftan kapının, bir taraftan da pencerenin feryat ederek katıldıklarını söylüyor. Kulübe, kapı ve pencerenin kişileştirilerek böyle canlı, hareket halinde tasviri, çizgi filmleri hatırlatmaktadır.

    Şairler, şiirde vurgulamak istedikleri sesleri, bazen med ve imâle yardımıyla belirginleştirirler. Aşağıdaki örnekte, suların çağıltısı, “çağlar” kelimesinin ilk hecesinin bir buçuk hece değerinde uzun okunmasıyla anlatılmıştır. Beyitteki “â” seslerinin assonansı ile özellikle “ş” sesinin diğer seslerle birlikte oluşturduğu aliterasyon, çağlama sesini veren taklidi ahengi desteklemektedir:

    Dem-be-dem seylâb-veş eşk-i revânum çağlar
    Döğünüp taşlarla ağlar hâlüme ırmağlar18

    Fuzûli’nin şu beytinde, ilk mısrada iki hamlede tamamlanan bir ritmle anlatılan gücü takati tükenmiş âşığın bitkin hali, fısıltı halinde bir son nefesi hatırlatan “veh” kelimesinin kullanımıyla da pekiştirilmiştir. Şairin, bu kelimeyi “vâh” şeklinde değil de, tahfif ederek vezne ve ahenge uygun olarak “veh” şeklinde kullanması dikkat çekicidir.

    Dil demekden kesilüp/ ten hareketden veh kim
    Künc-i gam-hâneye bir sûret-i dîvâr olubam19

    Şairler, bazen zincirleme terkipleri de ritm elde etmek için kullanırlar. Aşağıdaki beyitte, âşığın bitmiş, tükenmiş hâli “zincirleme tamlama” ile vurgulanmıştır:

    Yok Fuzûlî haberüm mutlak özümden bes kim
    VâIih-i nakş- hayâl-i ruh-ı dil-dâr olubam20

    Zâti’nin şu beytinde yer alan zincirleme tamlama da, uzayıp giden ümitsizliği sevgilinin uzun saçlarının hayaliyle birlikte anlatır:

    Cân çıkardı mahbes-i tenden kemend-i hecr ile
    Lîk zencîr-i ümîd-i vasl-ı dilber bağlar21

    Asker bir şair olan Yahya Beyin, İran seferi arifesinde söylenmiş olan şu beyti, zengin aliterasyon kombinezonlarıyla dikkat çeker. “Ç” ve “k” gibi sert ünsüzler ile “m” ve “n” gibi diş ve dudak ünsüzlerinin aliterasyonu, şairin öfke ve hıncını yansıtan bir taklidi ahenk oluşturmak için özellikle seçilmiştir. “Karalım, kıralım” kelimelerinin son hecelerini okurken, şairin öfke ve hınç ile dişlerini sıktığını duyar gibi oluruz:

    Çekelüm gün gibi ak sancak ile şarka çeri
    Kara toprağa karalum kıralum sürh-seir22

    Gelişigüzel seçilmiş olan bu örnekler, divan şairlerinin, şiirde çeşitli vasıtalarla oluşturdukları ritm ve ahenkle anlamı daha belirginleştirdiklerini göstermektedir. Şiirimizde ritmin gelişimini daha açık bir şekilde ortaya koymak için kronolojik ve sistematik bir çalışma yapmak gereklidir.

    DİPNOTLAR

    * Türk Dili, S. 589, Ocak 2001, s.87.92.
    1- İsmail Ünver, “İkilemelerle Yazılmış Dört Gazel”, Türkk Dili, 438 (Haziran 1988), s. 291-297; Tunca Kortantamer, Eski Türk Edebiyatı-Makaleler, Ankara 1993, s.273-336; Cem Dilçin “Fuzûli’nin Bir Gazelinin Şerhi ve Yapısal Yönden İncelenmesi”, Türkoloji Dergisi, X/1 (Ankara 1992), s. 77-114; Cem Dilçin, “Fuzûli’nin Şiirlerinde İkilemelerin Oluşturduğu Ses, Söz ve Anlam Düzeni’, Journal of Turkish Studies (Abdülbaki Gölpınarlı Armağanı), 19 (1995), s. 157.202; Ahmet Bican Ercilasun, “Ahmet Yesevî’nin Şiirlerinde Ahenk Unsurları”, Türk Kültürü Araştırmaları (Prof. Dr. Şükrü Elçin’e Armağan), XXIX/1-2 (1991), s. 105-109; Muhsin Macit, “Nesimî’nin Şiirlerinde Ahengi Sağlayan Unsurlardan Tekrarlar Üzerine”, Yönelişler, 48 (Temmuz 1990), s. 26-36; Muhsin Macit, Divan Şiirinde Ahenk Unsurları, Ankara 1996.
    2- Helâkî, Divan, hzl. M. Çavuşoğlu, İst. 1982, s. 51.
    3- Amrî, Divan, hzl. M. Çavuşoğlu, İst. 1979, s. 160.
    4- Nev’î Divanı, hzl. Mertol Tulum, M. Ali Tanyeri, İstanbul 1977, s.255.
    5- Bâkî’nin şu beyti de, aynı şekilde yürümeye ve konuşmaya mecâli olmayan sarhoş hâlini anlatmakla birlikte, Nev’î’inin ritm zenginliğine erişememiştir:
    Adem diyârına çokdan giderdim ey Bâkî
    Şarâb-ı ışk ile reftâra iktidârum yok (Bâkî Dîvanı TenkitIi Basım, hzl. Sabahattin Küçük, Ankara 1994, s. 252).
    6- Nev’î Divanı s. 366.
    7- Şeyh Galip Divanı.
    8- Necâti Bey Divanı, hzl. A. N. Tarlan, İst. 1963, s. 371
    9- Yahyâ Bey, Divan, hzl. Mehmed Çavuşoğlu, İstanbul, 1977, s. 325.
    10- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca’fer Çelebi, With A Critical Edition of His Divan, İstanbul 1983, s. 404.
    11- Erünsal, a.g.e., s. 227.
    12- Vasfî, a.g.e.,s.25.
    13- Bâkî Divanı, s. 63.
    14- Bu beyite daha önce işeret eden Tanpınar olumsuz fikirler de taşıyan yorumunda şunları söyler “Bu beyitte daha ziyade bir muharebe atını, şüphesiz süvarisi ile birlikte hatırlatan iki mısra ile bu destani vizyonu, ânında bir çiçek yapan ikinci mısra yani asıl mazmunun kendisi arasında ancak haberciye sâi benzetmeden gelen ve çok zihnî, bütün canlı görüşü yıkan bir ilgi vardır, Hakikatte bu benzetme ile elimizde kalan çiçek; yahut sünbül, at veya insan, birinci mısraın dolu-dizgin, nefes-nefese hızından birden bire cansız bir maddeye - Massignan’unn Müslüman Şark sanatları için o kadar doğru hükümleri alan konferansını burada zikredelim bir nev’i “halı deseni”ne düşer. Bununla beraber bu birinci mısra mevcuttur. Ve daha sonra düşünülmüş, yani haber kafiyesinin telkiniyle çalışma esnasında bulunmuş alsa bile -ve şüphesiz Necâti Divanı’nın tesisi de işin içine girer- bütün hareketiyle ve güzelliğiyle mevcuttur ve asıl muhayyilenin malı odur. Böylece tek bir beyitte şiirden halıcılık gibi bir zanaata kendiliğimizden gitmiş oluruz. Hakikatte eski şiir çok defa zanaatta kalır.” (Ahmet Hamdi Tanpınar, 19 uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İst. 1976, s. 14).
    15- Ahmed Paşa Divanı, hzl. Ali Nihad Tarlan, İstanbul 1966, s. 185.
    16- Cemal Kurnaz, “Nilüfer”, Türküden Gazele- Halk ve Divan Şiirinin Müşterekleri Üzerine Bir Deneme, Ankara 1997, s. 433-444.
    17- Hayâlî Bey Divanı, hazl. Ali Nihat Tarlan, İst. 1945, s. 107.
    18- Zâfî Divanı, C. I, hzl. Ali Nihat Tarlan, İstanbul 1967, s. 163.
    19- Fuzûli, Leylâ vü Mecnûn, hzl, Hüseyin Ayan İst. 1981, s. 191. Zâtî’nin şu beytinde de “veh veh” kelimesi, küçük bir köpeğin havlamasını hissettirecek şekilde kullanılmıştır:
    Rakibe sadr gösterdün didin ol fitneye ulu
    Benüm bir it kadar veh veht kapunda i’tibârum yok (Zâtî Divanı, C. Il, hzl. Ali Nihad Tarlan, İstanbul 1970, s. 143).
    20- Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn, s. 192.
    21- Zâtî Divanı, C. I, s. 163.
    22- Yahyâ Bey, a.g.e., s. 41

Benzer Konular

  1. Divan şiirinde mazmun örnekleri ve inceleme
    Konu Sahibi yoyo Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Nisan.2015, 19:40
  2. Divan Şiirinde Aşk Anlayışı
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2011, 13:44
  3. Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 21:55
  4. Divan Şiirinde Sabâ
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 21:49
  5. Divan Şiirinde Türkçenin Edebi Dil Olarak Öne Çıkışı ve Bağımsızlığı
    Konu Sahibi ahbar Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.Nisan.2011, 22:43

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •