YAVUZ BÜLENT BAKİLER’E ve ONUN GİBİLERE AÇIK ÇAĞRIMDIR

Orhan ER


Değerli insan, saygıdeğer saygıdeğer agabeyciğim; öncelikle şahsım ve nerden geldiğini bilen, kökenlerine sahip çıkmaya çalışan tüm Türkler adına size saygı, selam ve sevgilerimi ve de “Eseflerimi” gönderiyorum. Diyeceksin ki neden;

Ben, yıllardır sizin gibi Türk’ün, Türklüğün öncüsü, savunucusu, araştırıcısı ve bir nevi koruyucusu olarak bildiğim ya da zannettiğim (Şimdi ise öylemi – değimli diye tereddüte düştüğüm) büyüklerimi takip ederek, Türk Dilini doğru kullanma ve kültürümüz hakkında ortada dolaşan yanlış ve iftiralara karşı durma yolunda mücadele etmeye çalışan bir öğretmenim.

Fakat şunu anladım ki; kendim dahil dünyanın hiç bir yerinde Türk Dili ve kültürü hakkında yeterli derecede bilgi ve belgelere sahip ne bir şahıs ne de bir kurum var. Bildiğim kadarı ile Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Gaspralı İsmail Bey ve Mustafa Kemal Atatürk gibi canla başla bu uğurda çalışmış bu yola baş koymuş bir kaç kişi dışında öne çıkan yolumuzu aydınlatan pek kimse olmamıştır.

Sizin konuşmalarınızı ilk dinlediğimde, yazılarınızı ilk okuduğumda küçük bir çocuktum. Sizi dinlerken ve okurken özgüvenim artıyor, kendimden ve mensubu olduğum Türklükten gurur duyuyordum. Ben de onun gibi olacağım milletimin yükselmesi, diğer milletlerden geri kalmaması için elimden geleni yapacağım diye kendime söz vermiştim.

Ne yazık ki, zaman içinde gördüğüm şu oldu; benim büyük bildiklerim, kendime önder saydıklarım, Türk Diline ve Kültürüne sahip çıktıklarını ve onu yaşatıp geliştirmeye çalıştıklarını zannettiklerim tarihi Türk düşmanlarının her zamanki yaptıkları kalleş, arsız ve ahlaksızca manevraları ve çirkeflikleri karşısında yele karşı koyamayan kuru bir yaprak gibi sallanıp ha düştü ha düşecek görüntüsü çizen silik şahsiyetlere döndüler. Sizi de 1 Mart da onlardan biri olarak gördüm ve çok üzüldüm çok.

1 MART 2012 Tarihli Türkiye Gazetesi’ndeki Tehran’dan gelıreeem başlıklı köşe yazınızı okuyunca başımdan sanki kaynar sular döküldü, buz kesti yüreğimi buz.!!! Benim kendime önder gördüğüm insan bunları düşünür ve yazarsa vah benim halime vah Türk Milletinin haline dedim kendi kendime. Türk insanının beynine bir kurşun sıksaydınız bunları yazmandan daha büyük zarar ve acı veremezdiniz. Sizin yaptığınızın verdiği acı ve zarar Stalinin ve benzerlerinin bu halka verdiği acıdan ve zarardan geri kalmaz bence daha kötüdür.

Şöyle diyorsunuz yazınızda; “İran’la geçimsizlik ne bizim ne de İran’ın lehine bir fayda doğurur. O bakımdan bizim İran’la kültür münasebetleri içinde bulunmamızın büyük güzellikleri ortaya çıkacaktır. Başta Firdevsi’nin 60.000 beyitlik Şehnamesi, Şirazlı Şadi”nin o çok meşhur Gülistan ve Bostan isimli eserleri Hz.Mevlana’ın 6 ciltlik Mesnevisi ve diğerleri, bizim ülkemizde okunmalı, okutulmalıdır. … Bizim dilimizde Farsça’dan 1600 civarında kelime var. Onlardan bir tekini bile dilimizden çıkarıp atmamalıyız. Artık o kelimeler de bizim öz dilimizin kelimeleri olmuşlardır. Mesela Gül Kelimesi Farsçadır. … Peygamber kelimesi de, Bahçe, Aş, Asya, Azar … . Onları dilimizden nasıl sileriz….”

Orhun yazıtlarında Çin’in ipeğine bilmem nesine kandık, aldandık ve kaybettik denilerek uyarılmaktayken; merak ediyorum siz İran’ın ya da Farsların neyine kandınız da bu kadar kendinizden geçtiniz. Bu kadar ucuza gideceğiniz hiç aklımın ucundan geçmezdi.

İşte kültür emperyalizminin sonuçları bunlardır. İşte; bir mankurt ya da bilinçli hain ancak bunları söyler ve söyleyebilir. Mankurt adayları önce başkalarının dilini, kültürünü, ipeğini bilmemesini sever-benimser, sonra kendi değerlerini yetersiz ve yersiz görerek zamanla terk ederek tam mankurtlaşır hatta çevresindekilerin de kendisi gibi olması için çabalar “Şeytan misali”.

Azerbaycan’ın bir kısmını işgal eden, orada katliamlar gerçekleştiren Türkü ve Türklüğü kendisine bir numaralı düşman seçen Ermenistan’ı sırf Azerbaycan kendine gelmesin, aman güneydeki Azeriler, Türkmenler, Avşarlar vs Türkler kendilerine gelemesinler uyanamasınlar diye destekleyen, ortaasya Türk topluluklarıyla bağımızı kesmek için türlü çeşitli fırıldaklar çeviren, (Bunu geçmişte de Osmanlı ve Selçukluya karşı Hıristiyanlarla işbirliği yaparak yaptı) İran mı bizim dostumuz olacak. Sizin gibi biri nasıl böyle düşünebilir. Böyle düşünmek İran rejimlerinin ve tarihi İran kültünün ayakta durabilmek için kültürel hapishaneye tıktığı milyonlarca soydaşına ihanettir ihanet.


Dilimizde 1600 farsça kelime var diyorsunuz. Belki daha fazlası da vardır. Dilimizde sadece farsça kelime yok ki. Binlerce Arapça, Latince vs. kelime de var. Şöyle oturup sırf Türkçe kelimelerden oluşan bir yazı yazmaya çalışsak bir sayfalık bir yazıyı bir günde yazamayız yazsak bile meramımızı anlatamayız. Öyle ise, yazık değil mi bizim güzel dilimize, biz de hiç utanma arlanma yok mu da gidip başkalarının kelimelerini alıp kullanıyor kendimize ait olanları kullanmıyoruz. Bir de Gül, Bahçe ve Aş kelimelerinin Farça olduğunu yazmışsınız. Nolur yapmayın böyle. Cahil biri yazsa neyse de size bu yakışmıyor değerli ağabeyciğim.

Gül gül-mek kelimesinin kökü olarak Türkçedir. Ama çiçek ismi olarak Gül Farsçadır. Aş ise tamamen Türkçedir. Aş, A (ç)ş –ık- mak kelime kökünden gelir. Bahçe nin aslı Bag(ğ)ca dır. Bu gibi Türkçe olup ta yapancı zannettiğimiz bir çok kelime var. Azeri (Uz –er-i), Azerbaycan (Uz –er-i beg(bey) ve farsça olan ian (yan) ekinden oluşmuştur.

Bir taraftan güzel dinimizi ve sevgili peygamberimizi alet edinerek ve bahane göstererek Arapça kelimeleri Türkçeye dolduranlar, bir tarafta bilim, teknoloji ve modayı bahane ederek batı hinduca (İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Rumca vs) kelimeleri dilimize sokanlar, bir taraftan sizin gibi kültür-edebiyat bilmem ne havalarıyla orta hinduca (Farça) kelimelerini dilimize ortak edenler dilimizi bu hale getirdiler.

Bir yazar düşünün Türkçe ak’ı değil beyaz’ı, kara’yı değil siyah’ı. Ana’yı değil valide’yi, kardaş (Karındaş) ı değil birader’i (daha size sayabileceğim yüzlerce binlerce örnekleri var) kullanırsa, bir din alimi savcı yerine peygamber’i ucmak yerine cennet’i, Yaradan, ya da Tanrı yerine Hüda ya Rab’ı vs (Yine yüzlerce örnek verilebilir) yazar söylerse, doktoru, mühendisi, edebiyatçısı, öğretmeni Latince, Farsça, Arapça kelime ve kelime öbeklerini böbürlenircesine ve güzel-faldalı bir şey yaptığını sanırcasına her türlü ortamda yazar-çizer ve söylerse sonuçta olacağı bu.

Orhun yazıtlarında ne diyor “Ey Türk Titre ve Kendine Dön” . Ben de diyorum ki; Ey Türk sen kendi dilini kültürünü iyiden iyiye araştırıp gerçek kaynağına ulaşıp doğruları bularak yabancı olanların yerine bunları tekrar koymazsan, dilini kültürünü onlardan temizlemezsen seni yavaş yavaş, titrete titrete kendilerine döndürürlerde gıkın çıkmaz.

M.Ö.1500 -M.S.600 dönemi içerisinde de Ari (Hind kökenlilerin) lerin sistematik ve canavarca sömürgeleştirip dil ve kültürel asimilasyonuna tabi tuttukları yerlileri aslında Türk (UZ) olan Avrupa kıtası, Afganistan, İran nüfuz bölgesine komşu Türkistan, Kafkasya ve Mezopotamya olarak adlandırılan Sümer Bölgesi (Ki kanaatime göre kuzey İran da bu bölgeye dahil idi) gibi bölgelerde yaşayan Türkler tarihin değişik dönemlerinde, doğal felaketler ya da dini akımlar sebebiyle öz kültürlerini bazı yerlerde topluca, bazı yerlerde ise kısmen kaybetmiş ya da zayıflatmışlardır.

Maalesef güzel dinimiz islama giren Türkler, başta doğru olan fakat sonradan Emevilerin Arapçı politikalarının egemen olduğu islamlaştırma yöntemleriyle dillerini ve kültürlerini kaybetmeyle yüzyüze kalmışlardır. Sevgili peygamberimiz kesinlikle böyle bir duruma izin vermez, doğru bulmazdı.

Başka milletlerin değerlerini yok etme, hor görme, çeşitli biçimlerde aşağılama, insanların ve yaşantılarında kullandıkları öğelerin adını Arapça olarak değiştirme ya da değiştirmeye özendirmenin ne Kur'an da ne de Sevgili Peygamberimizin hayatında ve söylemlerinde bir yeri yoktur ve olmamıştır.

Dilimize binlerce Arapça kelimeyi doldurduk, kitaplarımızı Arapça – Farsça kelime deyim ve deyişlerle doldurduk da sanki Yüce Kitabımızı daha mı iyi anladık, O sevgili rahmet peygamberinin bize anlattığı yüce dinimizi daha mı iyi yaşadık? Taklitten ileri gidebildik mi? Sanki Arap gibi olmadan iyi bir müslüman olunamaz gibi bir olgu oluşturulmuş ve bu yüzyıllarca devam ettirilmiş hala da devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Oysa Türkler ve Arap olmayan diğer insan toplulukları Arap ismi alarak ve Arap kültürünü benimseyerek daha iyi bir müslüman olamadıkları gibi, taklitcilikten ileri gidememişler tek kârları (Zararları) kendi dil ve kültürlerini zayıflatmak hatta kaybetmek olmuştur. Son araştırmalara göre artık biliyoruz ki; Hz.Muhammedin ataları köken olarak Arap olmayıp Hz.İbrahim ve atalarının mensub olduğu Sümerlere ( onlar da son araştırmalara göre Türklere) dayanmaktadır. Sonuç olarak Mısırda ve Ortadoğuda Milyonlarca Hristiyan Arabın olduğunu göz önünde bulundurursak Arap olmakla müslüman olunamayacağını, dünyadaki her milletin, insanın kendi dil ve kültürüyle iyi bir müslüman olabileceğini ve islamı da hakkıyla öğrenip yaşayabileceğini düşünüyorum.


Değerli Hocam; biz Türklerin (UZ ların) kökenini araştırma ve öz değerlerini bulma ve yaşatma çabalarınızı yürekten destekliyor, büyük saygı duyuyorum. Türklerin ve akraba toplulukların atalarının adının UZ olduğu kanaatindeyim. Çünkü Türkçeyi ve kurallarını iyi bilenler bilirler ki; Türk-Türük vs. bir halkın-milletin adı değil küçük bir yerel topluluğun adıdır. UZ ların kollarından bazılarının adı ÖZBEK- UZ BEK(BEY), KIRGIZ- KIRK UZ, AZERİ- UZ ERİ, UYGUR- UZ'Y'UK- ER vs. asıllarından gelmektedir. Yanlışım varsa lütfen düzeltin.

Biliyorsunuz ki; M.Ö. 2000 lerden sonra İran yoluyla bu günkü Avrupaya yerleşen Hint asıllı Italyan, Fransız ve Ispanyol (Latinler) lar buranın yerli halkı olan (UZ-Türklerin mensup olduğu Halk- ların kolları olan) Cermen (Kuman?), Slav (Uz dilinde tahminim başka bir adı vardı), Fin, Avar, Macar ve Bulgarları bg. önce inançlarını, sonra dillerini ve kültürlerini yok ederek asimile etmişler ve mankurtlaştırmışlardır. Son olarak da Emeviler yoluyla Araplar (Belki kötü niyetle olmasa bile) Türklere İslamı Türkçe öğrenmek ve uygulamak yerine Arapça öğrenme ve uygulamayı dayatarak dil ve kültürel yönden asimile etmeye çalışmışlardır.

Bugün müslüman Türklerin çoğu çocuklarına Türkçe isim koymaktan utanmakta ve kaçınmakta, ibadetini ve duasını Türkçe yapmaktan ‘duasının eksik ya da yanılış olacağını zannederek’ çekinmekte, Türkçe ibadet ya da dua ederse dinden çıkacağı korkusuna bile kapılmaktadır. Oysa yüce kitabımız Kur'an ve Sevgili Peygamberimiz Yaratıcımızın sevgili elçisi Hz.Muhammed in yaşantısında "Islam illaki Arapça yaşanır, başka dilde ibadet ve dua yapılamaz diye bir kural yoktur.

Kısacası bizi yalnız bırakmayın, bu halkın daha çok Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Gaspralı İsmail, Cemil Kırımlı, Cengiz Ayıtmatoğlu gibilere ihtiyacı var. Siz de bir Kaşgarlı, Gaspralı, Kırımlı, Ayıtmatoğlu olun ve bu milletin yolunu aydınlatın. Bu arada şunu da belirtmeden geçmemeliyim Tüm dünya Türk-Uz larına sesleniyorum, ne olur kişi adlarınızı, yer ve araç adlarınızı Türkçe (Uz ca) koyun ve kullanın. of ları, ov ları ev leri ya da diğer dillerden geçen kelime ve ekleri kullanmayın.

Bir de, hala Moğolları Türk-Uz lardan sayanları nefretle kınıyorum. Biliyorum ki geçmiş te doğuda bizlere büyük zararlar veren iki halktan biri olan Moğollardır. Moğolların asıllarının bu günkü TAY (Tayland Halkı) kökenli olduklarını bizimle yakından uzaktan hiç bir bağlantıları olmadığını artık her (er) kişi kabul etmelidir.

Ne demiş Koca Yunus;

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Ben de diyorum ki;

Yanılışın neresinden dönülürse kârdır
Ataya töreye bağlılık namustur, ardır
Süslü düşmanlara gönül verme ey gardaş
Sen ol, senden olana dön, o en güzel yardır.

Saygılarımla, hoşça kalın.
Orhan ER