Çocuğunuzun güven duygusunu geliştirin

Anne–babalar çocuklarının sorumluluk sahibi, insanlığa faydalı bir birey olmasını ister. Sorumluluk sahibi olmak ve aldığı görevi yerine getirebilmek ise belli bir güven duygusu gerektirir.

Eğer anne–baba çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekte ve ona sevgi ve güven dolu bir ortam sunmakta ise uygun zemini hazırlamış demektir. Buna ilaveten doğuştan var olan potansiyelini geliştirmek için bazı imkanlar da verilirse çocuk zamanı geldiğinde kendisini iyi ifade edebilen, sosyal ortamlarda zorlanmayan, başkalarının haklarına saygı gösteren ve sorumluluklarını bilen bir birey olur. Güven duygusunun gelişmesi için gerekli şartlardan biri çocukta doğal olarak var olan ve gelişimi için gerekli olan kaygıların normal düzeyde olması ve komplekse dönüşmemesidir. Bunun için şu hususlara dikkat edilmelidir:

Abartılardan kaçının

Çocuğu ihmal etmek kadar aşırı üzerine düşmek, yaptığı her hareketi olağanüstü gibi görmek, sağlıklı gelişimi etkileyebilir. Çocuğu bazen de fark ettirmeden gözlemek; ölçülü sıcak bir sevgi göstermek, çabalarını takdir edip teşvik etmek, gelişmesi için uygun ortam hazırlamak yeterlidir.

Adalet duygusunu geliştirin

Adalet duygusu çocuğun geleceğe hazırlanmasında çok önemlidir. Anne–baba çocuğun maddi ihtiyaçlarının karşılanmasında, sevgi ve takdirin gösterilmesinde, eğitimde ve disiplini sağlamada kardeşler arasında adaletli davrandıklarında, çocuktaki adalet duygusunun gelişmesini sağlar ve onda komplekslerin gelişmesine engel olmuş olur.

Yaşına göre sorumluluk verin

Çocuğa yaşının üzerinde sorumluluk yüklemek zarar verdiği gibi çocuğa hiç sorumluluk vermemek de sağlıklı gelişimi engeller. Çocuk, uygun sosyal ortamda büyükleri model alarak bazı girişimlerde bulunur. Çocuğa bu girişimlerde hata hakkı verilmelidir. Yaptığı hatalarda aşırı tepki gösterilmesi çocuğun sorumluluk duygusunu engeller.

Konuşma fırsatı verin

Bazı ailelerde çocuklar büyüklerle konuşmak için hiç fırsat bulamaz. Buna ailenin kalabalık olması sosyal ilişkilerin zayıf olması babanın yorgun gelip televizyonla meşgul olması gibi sebepler yol açabilir. Çocuğa aile büyükleri ve dostlarla bir araya gelindiğinde öğrendiği şiir, hikâye ve fıkraları anlatma fırsatı verilip teşvik ve takdir edilmesi, telefonlara cevap vermesinin sağlanması hem dil gelişimini hem de sosyal gelişimi hızlandırır. İleride sosyal ortamlarda çekingen olmasını önler.

Onu saygıyla dinleyin

Çocukla sağlıklı arkadaşlık ilişkisi kurmak için yorumsuz ve saygıyla dinlemek, duygularını ifadelerini kolaylaştırır. Anne–baba tepki göstermekte acele etmeyip başka bir vesile aramalı. Çocuğa sevgi göstermek kadar saygı göstermenin de iyi bir ebeveyn–çocuk iletişiminde etkisi çok büyüktür.

Disiplini açıklayın

Disiplin sağlıklı gelişim için gereklidir. Aşırı otorite kadar disiplinsizlik de güven duygusunu olumsuz şekilde etkiler. Çocuğun bazı kuralların sebeplerini anlamadığını fark ettiğimizde veya çocuğun alıştığından farklı bir davranış beklediğinizde bunun sebebini açıklamak, çocuğun kendisini baskı altında hissetmesini önler ve özdenetimin gelişmesini sağlar.

Kararlarda fikrini sorun

Aile psikolojisinde yapılan araştırmalar, aile toplantılarının, aile içi ilişkilerin güzel olması ve çocuğun sağlıklı gelişimi için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ailenin fırsat buldukça bir arada konuşması, günlük olayları tartışması bunu sağlar. Önemli kararlarda veya ailenin önemli dönüm noktalarında çocuklara yaşlarına göre bilgiler verilmesi gelişimlerine uygun olmayan açıklamalardan kaçınılması ve fikrinin sorulması gerekmektedir. Bununla çocuk şunu bilmelidir ki kendisinin fikri onlar için çok değerlidir; fakat anne–baba bütün şartları ve istekleri değerlendirerek aile için en uygun kararı vermeye çalışacaklardır.

En geniş kucak: Güven
Yüzeysellik, her şeyin üstündeki küfü sıyırmak gibi bir şey. Kaymak bile küfe göre daha kalın bir katmandır. Gazetelerin fotoğraflarına bakılır, kitaplar karıştırılır ve şöyle bir göz atılır, trafik levhaları görülmez, insanların sorunları yarım kulakla dinlenir, yarım ağızla davet edilir. Sanki hayatın üstümüze yapışmasından korkar gibi her şeyi dışımızda durduruyoruz. En fazla bir kat cila olarak sinebiliyor sağımıza solumuza.
Gençler ruhunu açıyor size, buluşma yeri mi burası diye yüzeysel fikrini zikreyliyor eloğlu. İlk bakışta ona ne çağrıştırıyorsa etiketi tükürükleyip yapıştırıyor. "Senin (şehvani) şeylere duyduğun sevgi seni körleştiriyor ve sağırlaştırıyor, suçlu olan senin şişman kara ruhundur; diğerleri ile tartışma" diyen Mesnevi gözlerimi kamaştırdı.

Çocuk ve gençlerde daha sık görülen "odaklanma" zorluğu, konsantre olmama hali yüzeyden bakış ve yaşayışın problemleri bence.

Üstünkörülük hali kişisel ilişkilerimizde de ciddi bir davranış bozukluğu yaratmakta. Kendisi için bir dikkat ve incelik isteyen taraf nedense karşısındakinin ihtiyacını hiç dikkate almamakta. Onu rahatsız eden bir şeyi yapmak ya da yapmamak onu düşündürmüyor. Çünkü sadece kendi durduğu nokta ve benmerkezine bağlı duyguları, rahatlığı bayrak sallıyor gözüne gözüne. Bu empati yapmayı önleyen davranış biçimi yüzeysellikle yakından ilgili. Ne olur yapıversen dediği durum sizin kişiliğinizi zedeleyen, gururunuzu inciten ya da değerlerinizi yere çalarmış, hiç dikkatini çekmez! Mevlana der ki; "gözlerimi kalbime çevirdim

Oradaydı

Başka yerde değil!"

Kendi öz benliğinde cevapları bulmalı kişi. Kendi özbenliğinin sesine genellikle kulakları tıkalı günümüz insanının. İç benliğin talepleri görmezden geliniyor. Çünkü tecrübe de önemsiz sayılıyor. Tecrübeyi sadece bir "acı" ya da "unutulması gereken" haline getirirseniz ondan gerekli usareyi çıkarmak mümkün olmaz. Arı iğnesi bala dönüşmez, sadece derin bir sızı bırakır. Gelişmenize değil, daha bencil rüzgarlara tutulmanıza nedendir. "Ben deniz değilim, lakin deniz bana o kadar da uzak değil"* diyebilmek için özben'imizle muhabbet edebilmemiz gerekiyor. Ona güvenirsek dışımızdakilere de güveniriz. 'Ben her şeyi yanlış yaptım, salak durumuna düşürüldüm' diyen birinin kime güvenmesi beklenebilir ki?

Aşkta en derin soluk,

en güzel kucak "güven"dir.

"Aşkta kişinin canlı olması gerekir

Zira, ölü sevmeyi beceremez

Kimin canlı olduğunu biliyor musun?

Aşkta doğan kişi"*

Aşk acısından öldüğünü düşünen aşka bir daha adım atamaz. Aşk'tan doğduğuna inanan içindeki aşk ateşiyle hem kendini arıtır, hem çevresini.

Karşındakinin ruhuna girmek aşkla oluyor. Ruhunu kaybeden ise iflah etmiyor. Kendini gerçekleştirmek ne zor, ne zor...

Mevlana, bilgisiyle iftihar eden zihnî benliğin (intelletual self) kendisini aldatma eğilimi gösterdiğini ve gerçek benlikten saparak ayrıldığını belirtir. Zihnî benlik, yine kıskanç olan ve insanı aldatmak için entrikalar çeviren şeytanın sesiyle ortaya çıkar; bencillikten dolayı insanları yanlış yola sevk eder: "Ben kıskancım: Kıskançlıktan dolayı böyle davrandım. Ben düşmanım; benim işim aldatma ve kötülük yapmaktır."*

Bu bizi insanın inanılmaz potansiyelini küçümsemeye götürmez, tam tersine sınırsız bir ummana yol gösterir. Her şeyle bir olmayı ve bütünlük içinde algılamayı başarırsa insanoğlu tek tek parçalarda gerçek sandığı gurur, kibir ve bencillikten kurtulabilir. Yüzeyde görünenle yetinen bir karış suda boğulur. 'Sadece akılla bunu çözemezsin' der Mevlana. Gerçek benliğin sesine kulak tıkayanlar; "sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben üniversitede ne dersler veriyorum, unvanım ve de kürsüm bile var, senin ne önemin var?" diye tepinenlerdir diye altını çizer, "kendini bilmen bütün başarıların en büyüğüdür."*

Kendini bilen kendine de güvenir sevdiğine de. Güvenin sıcak kucağı bütün sızıları giderir.