Sponsorlu Bağlantılar
+ Konuya Cevap Yaz
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Kemal-1907 Misafir

    Orhan Veli "İstanbulu Dinliyorum" şiirindeki ritim, ahenk ve yapı unsurları

    Orhan Veli "İstanbulu Dinliyorum" şiirindeki ritim, ahenk ve yapi unsurlarini bulmama yardim edebilicek biri varmi acaba?

    İSTANBUL'U DİNLİYORUM

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
    Yavaş yavaş sallanıyor,
    Yapraklar ağaçlarda.
    Uzaklarda, çok uzaklarda,
    Sucuların hiç durmayan çıngırakları,
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Kuşlar geçiyor, derken,
    Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık,
    Ağlar çekiliyor dalyanlardan,
    Bir kadının suya değiyor ayakları,
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Serin serin Kapalıçarşı,
    Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa,
    Güvercin dolu avlular,
    Çekiç sesleri geliyor doklardan,
    Güzelim bahar rüzgârında ter kokuları,
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu,
    Loş kayıkhaneleriyle bir yalı,
    Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan,
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar...
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı...
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde,
    Alnın sıcak mı, değil mi, bilmiyorum,
    Dudakların ıslak mı, değil mi, bilmiyorum,
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından,
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum,
    İstanbul'u dinliyorum...

    Orhan VELİ

    Şiiri Dinle:

    .

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,608

    Cevap: Orhan Veli "İstanbulu Dinliyorum" şiirindeki ritim, ahenk ve yapı unsurları

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  orhan_veli.jpg
Görüntüleme: 0
Büyüklüğü:  62.3 KB (Kilobyte)

    Orhan Veli, delikanlılık çağına has ve daha ziyade muhitinden gelen sathi garabet gösterilerine rağmen, öz itibariyle gerçek bir şairdi. Tabiatın ve hayatın güzelliğini derinden hisseden, içli ince duygulu hatta biraz romantik, santimantal bir insan; şiirin ebedi sırlarına vakıf ve onlardan ustalıkla faydalanmasını bilen bir sanatkârdı. Onu taklit edenler, ona has olanı değil, ariyet ve geçici olanı taklit ettiler. Özü taklit etmelerine imkân yoktu. Ancak tekrarlanabilecek olan şeyleri aldılar ve büyük bir maharet gösterir gibi onları bıktırasıya tekrarladılar.

    Benim kanaatime göre, hakiki Orhan Veli’yi ne Süleyman Efendi için yazdığı ayrıca çok dikkate şayan bulduğum ‘Kitabe-i seng-i mezar’, ne halk edasının şahsi bir kullanılışından doğan ‘İstanbul türküsü’, ne ‘Pireli şiir’ tekerlemesi temsil eder. Külhanbeylik veya solculuk taslayan şiirlerinin de onun özü ile sıkı münasebeti yoktur. Ebedi şiirin sırlarına vakıf Orhan Veli’yi ben, ‘İstanbul’u dinliyorum’, ‘Hürriyete doğru’, ‘Baharın ilk sabahları’, ‘Birdenbire’, ‘Macera’ gibi şiirlerinde buluyorum. Bunlar tekrarlanmakla büyülerini kaybetmeyen, her okuyanı duygulandıran, hayale daldıran, düşündüren şiirlerdir. Bunlarda garabet, meydan okuma, gibi şiir dışı şeylerden eser yoktur. Gerçek şiirin özü doldurur bu şiirleri. Yahya Kemal’i, Ahmet Haşim’i, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Ahmet Muhip’i sevenler, bunlarda aynı ebedi güzelliğin bir başka ifadesini bulurlar. Daha açık bir anlayışa varmak için, bunlardan ‘İstanbul’u dinliyorum ‘’u tahlile çalışalım ve tanıdığımız başka güzel şiirlerle mukayese edelim, bakalım öz değişiyor mu, değişmiyor mu ? Sevilen bir şehir, uzaktan, bir bütün olarak, derin özleyişlerle göz önünde canlandırıyor. Uyanık bir rüya hali bu. Fakat bu rüyanın içinde gerçek var. Göz önünde canlanan manzara, asla manasız teferruatla dolu bir fotoğraf realitesi değildir. Her şey bir ses halesi içinde idrak olunuyor. Sesin içinde tabiatın ve hayatın hayalleri kaynaşıyor. Yavaşlık, uzaklık, hafiflik. Asıl İstanbul kalabalığı, gürültüsü, kirliliği can sıkıntısı, çamuru, teri ile bizde hiçte böyle bir tesir uyandırmaz. Güzelliği duymak için hakikatten muayyen bir nisbette uzaklaşmak lazımdır. Varlık, rüya haline gelmezse bile hatıra olmalı, ağırlıklardan kurtulmalı. Yahya Kemal’in ‘Kar Musikisi’ nde de İstanbul, uzaktan bir ses halesi içinde hatırlanan, hasret uyandırıcı bir manzara değil midir? Ahmet Haşim, ‘O belde’ ve ‘Yollar’ da, özlediği âlemi yine böyle yarı hayal, yarı rüya içinde anlatmıyor muydu?

    Önce hafiften esen bir rüzgâr, yavaş yavaş sallanan yapraklar, güzelim bahar rüzgârı, fıstıklar arkasından doğan beyaz ay. Tabiat, Orhan Veli’nin bütün güzel şiirlerini, dünyanın bütün güzel şeylerini ebedi varlığıyla dolduran tabiat. Sonra insanların hayatını veren unsurlar. Sucuların hiç durmayan çıngırakları, dalyanlarda çekilen ağlar, serin serin Kapalı Çarşı, cıvıl cıvıl Mahmut Paşa, güvercin dolu avlular, doklardan gelen çekiç sesleri, loş kayıkhaneleriyle bir yalı. Tabiat tek başına güzel değildir. Hamid’i, Ekrem’i, Cenab’ı aladatan buydu. Beşeri, şiirin içine girmelidir. Gerçekte olduğu gibi şiirde de insan ile tabiat bir arada bulunmalıdır. Beşeri, heyecan vericidir. Dikkat ederseniz bütün güzel şiirlerde tabiat, insanlarla münasebeti bakımından ele alınmıştır. Ya beşeri bir semboldür yahut insan hayatına iştirak eden bir unsurdur. İnsansız tabiat güzel değildir. Fakat tabiatın tamamıyla kaybolduğu yerde de güzellik diye bir şey yoktur. Bir makine, bir fabrika asla güzel değildir. Meğerki insan ona beraberinde tabiattan bazı unsurlar getirsin. Orhan Veli’nin bu şiirinde de, diğer şiirlerinde olduğu gibi beşeri unsurlar, tabiat unsurlarından daha zengindir. İşte onun yeni olan taraflarından biri bu.

    İstanbul’u dinliyorum’ da ihmal edilmemesi icap eden bir varlık daha var: Kadın. Orhan Veli, şiire kadını ne kadar yeni bir şekilde sokuyor. Artık o kaş, göz, saç değildir. Bir hayat macerasının sırlı ifadeleri olan jestleri, muhayyilemizde bir roman yaratır. Bir kadının suya değiyor ayakları. Bu asil romantik tablodan sonra, realist ve santimantal bir başka tablo:

    Bir yosma geçiyor kaldırımdan
    Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar
    Bir şey düşüyor elinden yere
    Bir gül olmalı.

    Şiirin son parçasında şair, kuş çırpınan etek, sıcak alın, ıslak dudak, kalb vuruşu ile kendisine daha yakın, mahrem bir kadından bahsediyor. Tabiat, insanlar (hayatları daima eşyaya bağlı) ve kadınlar. Şiirin muhtevası, hayatın muhtevasını temsil edecek kadar zengindir. Şair her şeyi anlatmamıştır. Fakat İstanbul’un varlığını muhayyilede uyandıracak bütün unsurları gerçekte olduğu gibi karışık olarak ortaya koymuştur.

    Bir zamanlar ‘şiirde ses, asla, asla mühim değildir’ diyen Orhan Veli, acaba bu şiirinde ondan faydalanmıyor mu ? Asırlardan beri musikinin kardeşi olan şiir ondan nasıl ayrılabilir? Resim gibi musikide şiirin asli unsurlarından biridir. Bütün güzel şiirler göz önünde canlı tablolar uyandırır. Bütün güzel şiirlerde kelimelerin, mısraların kullanılışından gelen bir ahenk vardır. Fakat musiki gibi resimde devirden devre, şairden şaire değişir.

    Orhan Veli şiirlerinde sesten faydalanır. Mesela klasik kelime ve ifade tekrarları, onun pek hoşuna gider. (Karşı, efkârlanırım, birdenbire, güzel havalar). ‘İstanbul’u dinliyorum’ da birinci mısra, şiir boyunca 12 kere tekrarlanıyor. Mısra sonlarında kafiyemsi kelimelerde kullanılıyor : ( Kapalı, çıngırakları, ayakları, yalı, olmalı). Şiirin içine serpiştirilmiş olan ağaç, sucu, çıngırak, güvercin, geçiyor, çığlık, çekiyor, çarşı, cıvıl cıvıl çekiç kelimelerinin ‘ç’ sesleri; yaprak, uzak, çıngırak, çığlık, ayak, dok, dudak, fıstık kelimelerinin ‘k’ seslerini değişik fasılalarla kulağımız duymuyor mu?

    Bu kısa tahlil gösteriyor ki, Orhan Veli, hayatı bir yarı rüya veya hülya içinde idrak etme, tabiatı, beşeri hayatı ve kadını karışık bir bütün halinde duyma; reel olmaktan ziyade sembolik ve telkin kar ifadelerden, şiire has musiki vasıtalardan faydalanma bakımından ebedi şiirin esaslarına iştirak ediyor ve onları yeni ve şahsi bir şekilde kullanıyor.

    Mehmet KAPLAN
    Edebiyatımızın içinden Dergah Yayınları
    Nisan - 1978 Sayfa : 176
    .

  3. #3
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,608

    Cevap: Orhan Veli

    Şiirde bir İstanbul özlemiyle karşılaşıyoruz. Şiirin ilk dizelerinde, şiiri söyleyenin (şair ile şiiri söyleyeni ayrı tutabiliriz pekâlâ; bkz. Gösterge Eleştirisi, Mehmet Rifat), İstanbul'dan uzak bir yerde, gözlerini kapatarak (İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı); şehrin sesini duyuşunu, dolayısıyla şehrin görüntüsünü ve anılarını zihninde canlandırışını izleriz.

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
    Yavaş yavaş sallanıyor
    Yapraklar, ağaçlarda,
    Sucuların hiç durmıyan çıngırakları;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    Ağların dalyanlardan yavaş yavaş çekilmesi; Kapalıçarşı'nın serinliği, Mahmutpaşa'nın hareketliliği ve renkliliği; doklardan gelen çekiç sesleri ve bahardaki ter kokuları, söyleyenin zihninde yer eden belli başlı anlar/görüntüler/izlerdir.

    Loş kayıkhanelerin betimlenmesi ve lodos uğultusuyla İstanbul özlemi, okurun da zihninde oluşur böylece. Gözlerini kapamak/yummak ''anaekseni'' yle, şiirin öznesinin İstanbul'a olan uzaklığı okurda iyice belirginleşir.

    Ancak, şiiri söyleyen; yukarıda dediğimiz gibi, İstanbul'dan uzakta bir yerde gözlerini kapatarak İstanbul'u düşlediği gibi merkezin çok yakınlarında örneğin Boğaz'da (ya da adada) bir yerde gözlerini kapatıp da bu görüntüyü zihninde canlandırmış olabilir.

    Bir üçüncü durum ise gerçekten uzak bir yerdeyken, ikinci durumda da söyleyebilir. Her üç durumdan birini seçmek bize (okura) kalmış.

    Şiirin bu imgesel atmosferi zihnimizde anılara/özleme ilişkin bir görüntü oluştururken sonraki dizelerde şiirin içine bir ''öykücük'' girer ve şiir anlatımcı bir tarza doğru yol alır:

    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
    Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
    Küfürler, şarkılar, türküler, lâf atmalar.
    Bir şey düşüyor elinden yere;
    Bir gül olmalı;
    İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

    Yosmanın elinden düşen gül, onun masumiyeti olabilir. Dolayısıyla, ''düşmüş bir kadının'' yaşamıdır da kırmızı gül aynı zamanda. Onun harcanmış yılları, gençliği vb. vb.


    Bu yosma, şiiri söyleyenin sevgilisi de olabilir, nitekim son öbekte şiir bizi böyle bir izlenime sürükler.

    Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
    Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
    Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
    Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
    Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
    İstanbul'u dinliyorum.

    Bu öbekte şiirin öznesinin sevgilisine seslendiği açık. Ancak sevgilisi, yukarıdaki yosma da olabilir bu özlem atmosferinde başka biri de.

    Kuş, yosmanın elbisesinin eteklerindeki bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Eteklerdeki çırpınan kuş motifi, yosmanın özgürlüğünü yitirişinin anlatımına kadar ***ürdüğü gibi; İstanbul'un eteklerinde/çevresindeki kırlık yerlerdeki kuşların yani doğanın kendisinin imgesel anlatımına da yol alabiliriz.

    Şiiri söyleyenin (belki de şairin) konumu, varlıksal olarak durduğu yeri -ayın fıstıkların üstünden (Çamlıca'dan) yükseldiğini düşünürsek- Galata ve çevresi olarak belirtebiliriz. Bahar aylarıysa zaman, bu görüntüyü Çamlıca'nın tepesinde yakalayabiliriz. (Benzer şekilde adada da olabilir). Şiirin öznesi, aslında bu görüntüyü izleyebilecek her yerde olabilir.

    Farklı biçimlerde ''okunabilen'' bir şiirdir ''İstanbul'u Dinliyorum.'' Zaten bir şiiri, bir edebiyat yapıtını, bir sanat yapıtını ''büyük'' yapan, bizi farklı anlamlara sürükleyebilmesi; çevresinde (anlam katmanlarında) dans edebilmemizdir.


    Ayrıca site içerisinde yer alan -aşağıda bağlantıları verilen- sayfaları inceleyiniz->
    .

Benzer Konular

  1. "Sayın" hitabının yazı dilinde kullanımı hakkında...
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 15.Şubat.2019, 03:28
  2. Cevap: 1
    Son Mesaj : 20.Şubat.2013, 13:54
  3. "Edeb ve Adab-ı Muaşeret"le ilgili tiyatro metni
    Konu Sahibi okan48 Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 08.Ekim.2012, 23:28
  4. "taktir" mi "takdir" mi ?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 04.Ocak.2012, 00:09
  5. "Daire Başkanlğı" mı "Dairesi Başkanlığı mı?
    Konu Sahibi mehmetkar Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Kasım.2011, 17:39

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Var
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
  •