Doğada hiçbir şey yok olmaz,hiçbir şey de yoktan var edilmez!
Lavoisler
Hak Dostum Hak
Mekan Yolgeçen Hanı Kahvesi’dir.Yıl da 1887.Şükrü Efendi 1888’de Saray’a alınacaktır.Bu onun ramazanda halka menakıbe okuduğu son yıldır.Biraz sonra Meddah Şükrü Efendi,menakıpnamesine başlayacaktır.Şükrü Efendi,üstünde setre,pantolon.Püskülü,fesinde n iki parmak uzun.Gözleri siyah ve minik.Yüzüne bakarsanız,kendinizi tutamayıp gülersiniz.Ramazan olduğu için,İstanbul yakasındaki kahvelerden biraz uzaklaşıp gelmiş.Başlıyor Şükrü Efendi:Kahveciye selâm.Sağa,sola selâm.Ortaya selâm.Beylere,ağalara selâm.Muhtara,kapıdaki anahtara selam.Kara göze,kara kaşa, sırdaşa, adaşa, arkadaşa, yoldaşa,demirbaşa selam.Küçük bir masayla iskemle,setin üstünde onu beklemektedir.İskemleye oturduktan sonra sağ elindeki sopayı masanın üstüne,sol elindeki zembili de iskemlenin yanına,yere bırakacaktır.Zembilin içinde çeşitli şapka ve başlıklar var.Arap taklidi için keyfe;Karamanlı için kocaman bir fes;Vanlı Ermeni için tekke,Arnavut için yağlı beyaz fes;Çerkez için kalpak;Kürt taklidi için keçe külah unutulmamıştır.Kahveci çırağı,Şükrü Efendinin kahvesini getirip önüne bırakır.Hüüüp.Bir yandan kahveyi yudumluyor,bir yandan da parmağındaki yüzüğü,hiç gereği yokken elini kolunu oynatıp, Padişahın armağan ettiğini göstermeye çalışıyor.Etraf kalabalık mı kalabalık.Müşteriler neredeyse masaların üstüne çıkacak.Tanzimat’tan sonra kahvelere,masaların girmesi,yeri darlaştırmıştır.Eskiden olsaydı,Şükrü Efendi,köşede bir yerde oturur,dinleyiciler de alçak iskemlelere,onu yarım daire biçiminde çevirip otururlardı.Kapıda kalanlar,ya geç gelenlerdir yada içeri girecek parası olmayanlardır.Ki bunlar büyük çoğunluğu oluşturur.Mevsim kış;ama içerinin de hava alması gerek.Ayrıca,kahvenin içindeki alev de görül görül.Şükrü efendinin gözü bir ara oraya kayar.Sobanın yanında,ellerinde nargile,saygın müşteriler durmakta.Şükrü Efendi,cebinden kocaman basma mendilini çıkartıp omzuna atıyor.Zembildeki başlıklardan başkasına gerek duyulursa,kullanacaktır.Bir de baş örtüsü için iyi bir yardımcı.Şükrü Efendi,öyküsünü anlatırken de,ağzını kapamak için kullanır bunu.Böylece birkaç saniye olsun dinlenmiş olur ve bu süre içerinde konuşmalarının dinleyiciler üzerindeki etkisini de tartma fırsatı bulur.Bir de onların coşkusuna merak katmış olur.Hani her şeyin hesabı önceden yapılmıştır.
Şükrü Efendi,yerdeki sopasını alarak üç kes üst üste masanın üstüne vurdu.Sonra,sopayı dikkatlice masanın üstüne bıraktı.Öykü arasında,süpürge ya da tüfek olarak kullanacaktır.Kapı çalınması ve başka şeyler için de kullanacaktır.Şükrü Efendi,sopadan sonra,üç kes avuçlarını şaplatır.Kahvedeki bilenlerin tümü anlar ki öykü başlamak üzere.Şükrü Efendi,Allah’a şükretmeyi unutmaz,halk da ‘amin’ demeyi.
‘Hak dostum hak!’.Şükrü Efendi,tekerlemesine girdi.Arkasından menakıbe gelecek.Şükrü Efendi,bu gece öyküsünde bir anekdot düşürür ve üç türlü meddahın bulunduğunu söyler.‘‘Birinci tip meddahlar Hamza,Battal Gazi gibi yiğitlerin gözüpekliğinden, yararlıklarından açan öyküler anlatır.Bunlar bu öyküleri ya ezbere anlatır ya da kitaptan okurlar.’’ dedikten sonra,‘‘İkinci tür meddahlar destanlar;ahenkli,vezinli övgüler anlatır.Ama bunları sazlarla çalıp çığırırlar.Bunlar çokluk,Erzurum dolaylarında yetişir.Bir üçüncü tür meddahın fideliği ise İstanbul’dadır.Bunlar da benim gibi taklitli öykü söyler.’’ cümlesini getirir.Şükrü Efendi,eskiden olsaydı bunlara bir de Padişahın,vezirlerin yeni ve son kararlarını anlatırdı.Böylece canlı gazete işlevi görürdü;ancak gazeteler çıkmaya başlayalı,bu görev meddahlardan alınmıştır.Alınması da galiba bir taraftan iyi oldu;Çünkü menakıbenin zaten kendisi birkaç saat sürüyordu.Üç saat desen,bir buçuk saatte bitirenler de vardı.Şükrü Efendi,öykünün en can alıcı ortasında,öyküsüne ara verecek ve dinleyicilerden para toplayacaktır.Şükrü Efendinin de yaşaması gerek.Şükrü Efendi öyle yapmasa da,bir gecede birkaç kahve dolaşıp cebini dolduran meddahlar da yok değil.Gerçi kimi kahvelerde meddahın ücretini,kahveci verir.Bu yol da iyi sonuç vermediği için pek tercih edilemez oldu.Çünkü verilen parayı yeterli bulamayıp öyküyü yarıdan kesip kaçan meddahlar vardı.Gerçi buna da çare bulmuşlardı kahveciler.‘Kasideciler’ adı verilen meddah loncalarından getirirler;ama bunlar da her zaman sevilen meddahlardan olmaz.
Şükrü Efendinin bu akşam anlattığı öykü,Süleyman ile Saba Melikesi adlı menakıbesi değildir;çünkü öyle yapsaydı,Bursa’daki Saçakzade adındaki meddahın Bedi ile Kasım öyküsünü anlatıp,dinleyicilerin de bazıları Bedi’yi bazıları da Kasım’ı tutup iyice coştuktan sonra,Çelebi’den hançeri yiyip ölmesi gibi olurdu.Yine Fransız ozanı Gérard de Nerval’in Beyazıt Camii arkasındaki kahvehanelerin birinde anlatılan ‘Süleyman ile Saba Melikesi’ menakıbesinde kavganın çıktığını da duymuştur.Taraftarlar,meddaha etki ederek,öykünün sonucunu kendi isteklerine doğrultmaya çalışır.Böylece kavgaya ortam hazırlanır.
XIX.yüzyıl meddahların içinde Muhasıp Nuri Efendi,onun çırağı Kız Ahmet(Kadınsı tavırlarından dolayı bu ad verilir.),Piç Emin,Kız Ahmet’in yetişmesi Camcı İsmail.Mürekkepçi İzzet,Yağcı İzzet ile Ayasofya Camii Başmüezini Lüleci Mehmet en sevilen meddahlardandır.Kız Ahmet’in öyküleri de bitmek tükenmek bilmez.O menakıbelerin arkasına şarkı ve müzik de katar.
Başında Tunus fesi,üstünde abani sarık,sırtında sako,ayağında elifli şalvar;Sakallı,burnu mor bir patlıcan,yüzü çiçek bozuğu İsmet Efendi de Divanyolu’nda Arif’in Kırathanesi’nde oynar.O yaz gecelerinde de Çarşıkapı simitçi fırınının bitişiğindeki arsada söyler.Dahası seyfiye ve mesire alanlarına değin uzanır.1884’te Şükrü Efendi Aksaray’da otururken o da ciğerlerini Cerrahpaşa havasıyla şişirir. Şükrü Efendi’nin yetişmesi olduğunu söyleyen fakat onun katına yükselmeyen Bodrum’lu Aşki Efendi vardır.O da XX.yüzyıl başında İsmet Efendi’nin yerini alır.Başında sıfır numara siyah fes,arkasında kısa bir ceket,onun altında ‘yarım Fransız’ denilen açık renk bol bir pantolon,ayağında ökçesi kırık bir iskarpin vardır.Okuması yazması olmayan fakat açığını kapatmak için son yıllarda yanına Yekçeşim adında oğlan bir kemancı ile bir kanuncu alma kurnazlığında bulunan ve çalgı ile türkü çığıran,bazen de iskemlesinden inip oyun oynayan biri.Binbirdirek’teki ipek ibrişim tezgahlarında çalışmakta iken Mercan’da terlikçiliğe kalkışmıştır.Bir iki yıl sonra da Beyazıt yangın kulesinde gözcü olacaktır.Sesi,güzeldir.Şarkıy ı da yoluna,yordamına göre okur.
Ne var ki bu yıllarda dinlenebilecek olan Sururi’dir.Ozan Sururi’nin torunlarından olduğunu söyleyen bu meddahın babası Kızlarağası Hafız Behram’ın kâtibi Ahmet Hakkı Efendidir.Sururi Fatih’te Müftü Hamamı dolaylarındaki babaevinde dünyaya gelmiştir.Efendi kılıklıdır.Yağ tulumudur;ama okuması yazması vardır.Sururi,uzun mu uzun menakıbeleri arasına fıkralar,öykücükler de katıştırır;öyle canlı anlatır ki kahvenin içi kahkahadan çın çın öter.Halit Fahri,onu Meşrutiyet’ten bir iki yıl önce Bakırköy’de deniz kenarındaki bir kahvede bir sürü dinlemişti.Onun Harem Ağasının ut dersi alışını anlatan öyküsüne bitmiştir.Ve Bursa’daki bir düğünde çok pilav atıştırdığı için,ölüme kavuşacaktır.Ondan sonra,İsmet Efendi’nin oğlu Belediye kantar görevlisi Kadri Efendi gelecektir ve millet artık onu takip edecektir.Taklitlerde çok başarılıdır.Hele ki Tuzsuz Deli Bekir’i anlatınca.Ama o,daha çok evlerde söyler öykülerini.
Meddahlık,en çok III.Murat çağında almış yürümüştür.Onun Eğlence adında bir meddahı vardır;fakat ondan dinlemediği öyküsü kalmayınca,bir gün kendisine başka bir meddah bulunmasını buyurur.Cenahi adındaki bir meddaha haber salarlar.Padişahın karşısına çıkmadan önce,bir güzel öykülerini yazar ve sayfaların çevrelerini süsletmek için tezhipçiye gider.Bunu duyan Eğlence,tezhipçiyi kandırıp öykülerin topunu öğrenir ve Onları gidip padişaha bir güzel anlatır.Cenahi,öykülerini III.Murat’a sununca da umduğu ilgiyi bulamaz.Bu çağın başlıca meddahları arasında Lâlin Kaba lakaplı Bursa’lı Seyit Mustafa Çelebi ile Derviş Hasan da anılabilir.Selim Nüzhet Gerçek,Fatih’in sarayında Mustafa adlı bir kıssahan ile balaban Lâl ve Ömer adlı iki meddahın bulunduğunu yazar.Evliya Çelebi de Yıldırım Beyazıt’ın Kör Hasan adında Arap bir meddahın olduğunu yazarken;II.Selim çağında yaşamış meddahlardan bilinenler de Nakkaş Hasan ve Çokyedi Reis’tir.
(Sanırım bu isimler gerçek isimler değil.Onların takma isimleridir.Tıpkı aşıklar gibi onlar da usta-çırak ilişkisinden geçiyor ve onlar da ustalarından mahlas alıyorlardı.Nurullah)