Okulöncesi Çocuk Anlatıları: Öykü ve Roman

Okulöncesi Çocuk Anlatıları: Öykü ve Roman

İçerik

  • Giriş
  • Çocuk Edebiyatında Öykü ve Roman
  • Okulöncesi Çocukları İçin Üretilen Anlatıların Özellikleri
  • Okulöncesi Çocuk Anlatılarında Konusal Sınıflama
  • Özet

Sorun Tanımı

Öğretmeni, Özge Hanıma kızı Saygın'ın kitabı çok sevdiğini, okuma saatlerinde okunanı zevkle dinlediğini, bir yandan da ilgiyle resimlere baktığını söyledi. Sonra da Saygın'ın evde kitapları olup olmadığını sordu. Özge Hanım bir iki tane olduğunu, gerekliyse daha da alabileceğini söyledi. Öğretmen, alınırsa iyi olacağını belirtti. Bunun üzerine Özge Hanım kitapçıya giderek birkaç tane çocuk kitabı aldı. Saygın'ı çağırıp okumaya başladı. Önce çok sevinen çocuk, sonra ilgilenmez oldu. Annesi okurken de pek dikkatli dinlemiyordu. Özge Hanım bu duruma şaşırdı. Okulda okuma saatinin en ilgili çocuğu evde neden böyle ilgisizdi? Bu durumun günler boyunca sürdüğünü görünce, yuvaya gidip öğretmenle görüştü. Öğretmen, kitapları görmek istedi.

Özge Hanım ertesi gün kitapları götürdü. Öğretmen, kitapları şöyle bir karıştırınca sorunun ne olduğunu anladı: Kitaplar henüz üç yaşını doldurmamış olan Saygın için uygun değil, daha büyük çocuklara göreydi. Çünkü kitaplarda soyut kavramlar, soyut motifler ve karmaşık süslemeler vardı. Bunlar doğal olarak Saygın'ın dikkatini dağıtıyordu. Öğretmen, Özge Hanıma elindeki doğru kitapları göstererek 0-3 yaş grubu için karmaşık süslerden, soyut motiflerden uzak olanların seçilmesi gerektiğini anlattı. Özge Hanım yuvadan ayrılınca doğru kitapçıya gidip istediği kitapların niteliğini bildirdi. Kitapçı çok ilgilendi ve ona birkaç kitap önerdi. O akşam bu kitapları kızına okuyan anne mutlu olmuştu. Çünkü doğru seçim, akşam evdeki kitap okuma saatinin de zevkli geçmesini sağlamıştı. Saygın her seferinde annesini, okunan kitaptaki resimlerle ilgili soru yağmuruna tutuyor; sonra da neşe içinde yatmaya gidiyordu.

Giriş

Çocuk edebiyatını ve çocuklar için yazılan kitapları türleri bakımından konu alan kitaplar, roman ve öykü türüne geniş bir yer ayırmaktadır. Bunun da haklı bir gerekçesi vardır. Çünkü bütün edebiyat metinleri arasında düzyazının en önemli alt türleri olan roman ve öykünün yeri gerçekten çok büyüktür. Okulöncesi çocuk kitaplarında tür sınıflaması yapıldığında öykü ve roman gibi geleneksel bir sınıflamaya gitmek oldukça güçtür. Çünkü geleneksel anlamda öykü ve roman, daha uzun soluklu ve karmaşık anlatı türleridir. Biz burada 6 yaş öncesi çocuklardan söz ettiğimize göre, öykü ve roman türünü de geleneksel anlamıyla kullanamayız.

Okulöncesi çocuk kitapları öncelikle hedef kitlesinin algı ve ilgilerini göz önüne almak zorunda olduğundan bu kitlenin özel koşulları, bu kitapların biçim ve içeriğini de belirlemektedir. Başka deyişle söyleyecek olursak, okulöncesi çocukların bilişsel ve duyuşsal gelişimleri henüz gelişme ya da ilk evresinde olduğundan bu yaş grubuna giren çocuklar karmaşık ve dikkat dağıtıcı şeyleri anlamakta güçlük çekerler. Bu bakımdan da okulöncesi çocuklar için hazırlanacak kitapların ilk koşulu olarak, görsel niteliğin yüksek olması ve alabildiğince yalın olması gelir. İster kısa ister uzun soluklu olsun öykü ve roman gibi türler ise kendi içinde karmaşık bir kurgu içerebilir. Bu nedenle okulöncesi çocuklar için hazırlanan kitaplar arasında roman türüne hiç rastlamayız; ancak öykü türüne girebilecek bazı anlatıların olduğunu görmekteyiz.

Bu arada, özellikle okulöncesi çocuklar için yazılan ve tür bakımından geleneksel öykülere, masallara, masalsı diğer anlatı türlerine benzemeyen oluşumları hangi tür kavramla karşılayacağımız sorunsalı karşımıza çıkmaktadır. Yani okulöncesi çocuk kitapları arasında yer alan öykü benzeri, adı konmamış düzyazı anlatılar büyük bir yer tutmaktadır. Belki de bunları mutlak anlamda belli bir kavramla karşılamak gerekmeyebilir. Ancak karışıklığı önlemek için, okulöncesi çocukların özelliklerine göre yazılmış masaldan ve şiirden farklı biçim ve içerik özellikleri gösteren, anlatım yönünden öykü türüne yaklaşan parçalara okulöncesi çocuk anlatıları demeyi şimdilik uygun buluyoruz. Bu kavramın burada ilk kez kullanılması, adı konmamış bir türün kavramsal olarak daha iyi saptanmasına yardımcı olacaktır kuşkusuz.

Ancak burada hemen belirtmek gerekir ki, okulöncesi çocuk anlatıları için örneğin İngilizce'de "picture book "ya da Can Göknil'in de belirttiği gibi, "resimki-tap" denildiği yerler vardır. Biz burada anlatının kendisini ön plana çıkardığımızdan, farklı bir kavram kullanmayı uygun bulduk.

Aşağıda okul dönemi çocuklarını amaçlayan çocuk roman ve öykü türünün özellikleri ve çeşitleri anlatılarak, bunların okulöncesi çocuk anlatılarıyla benzeyen ve ayrılan yönleri saptanmaya çalışılacaktır. Daha sonra da okulöncesi çocuk öyküleri olanaklar elverdiğince sınıflandırılacak ve bu anlatı türü daha belirgin kılınmaya çalışılacaktır.

ÇOCUK EDEBİYATINDA ÖYKÜ VE ROMAN

Öykü ve roman aslında çocuğun okuma eğitiminde, edebiyat deneyimi kazanmasında en önemli yazılı araçlar olarak görülmektedir. Çünkü bu türün temel özelliği, ele aldığı konuyu belli bir plan içinde anlatmasıdır. Bu yönüyle öykü ve romanlar edebiyat metninin genel bütün özelliklerini üzerinde taşıyabilir. Metnin niteliğine göre, okur olan çocuk, yerine göre okuduklarıyla özdeşleşip, yerine göre de eleştirel bakış açısı geliştirmeyi öğrenebilir. Bunun gibi, masal yaşım aşmış çocuklar da kendi dünyalarının sorunlarını ele alan ve daha gerçekçi öykülerin işlendiği kitapları okumayı isterler. Böylece kendi sorunlarına koşut bir dünya bulma olanağı yakalandığı gibi, kendine ve çevreye belli bir uzaklıktan bakabilme gerçekleşir.

Zaten edebiyat eğitiminin amacı da okuma alışkanlığı kazandırmasının ötesinde, insanın belli bir sorun çerçevesinde tek yanlı bir bakışa saplanmadan, çok açılı eleştirel düşünce geliştirmek değil miydi? Elbette edebiyat bizlere olası bir dünyayı sunar, ancak bizler, çoğu kişinin yanılgıyla belirttiği gibi yalnızca hoş zaman geçirmeyi beklemeyiz edebiyat ürünlerini okurken. Tam tersine okuma süreci, yeni düşüncelere ulaşmaya yardımcı olduğu, yeni düşüncelerin oluşmasına olanak sağladığı ölçüde yaratıcı bir süreç olarak anılır. O zaman okul dönemine girmiş ya da okumayı öğrenmiş çocuklar için yazılan öyküler ve kısa romanlar çocuk edebiyatının en önemli araçları olarak görülebilir.

Bu edebiyatın özellikleri ve içermesi gereken ideal koşullar kısaca şöyle sıralanabilir:

  • Çocuk öykü ve romanlarında mantık yanlışı kesinlikle olmamalı. Çocuk kitabının küçümsenerek 'çocuk nasıl olsa fark edemez' diye bakıp yapılacak hatalar çocuğun yanlış bilgi edinmesine yol açacağı gibi aklını da karıştırabilir.
  • Olaylar basit bir plan çerçevesinde geliştirilip elverdiğince karışıklıklardan, kaçınmalı. Çünkü çocuk fazlaca karışık olayları anlamakta güçlük çekince okuma güdüsünü yitirebilir veya okuduğunu anlamama tehlikesi doğabilir. Bu nedenle kitaplardaki kişiler kendi özellikleriyle duru bir betimlemeye gereksinim duyarlar.
  • Çocuk gerçekliği içinde bulunmayan konuların, özellikle şiddet, politik görüşler, cinsel istismar gibi konuların ele alınmamasını Enver Naci Gökşen özellikle vurguluyor. Ancak daha önce de vurgulandığı gibi günümüzde, medyamn da yoğun etkisiyle çocuk bu gibi konuların zaten yabancısı değil artık. Bu durumda belki bu konuların yine de çocuğun doğal çevresinin konuları olmadığını bilerek, bu konuların yoğun etkisi altında kalmış çocukların nasıl etkilendikleri anlatılabilir.
  • Çocuk için serüven vazgeçilmez bir olgudur. Robenson dönemi olarak da adlandırılan İlköğretim evresinde, serüvenler ve dozu çocuğa göre iyi ayarlanmış gerilim, okuma güdüsünü kamçılar.
  • Soyut kavramlardan elverdiğince kaçınmalı ve bol diyaloglu metinler oluşturmaya özen göstermelidir.
  • Betimlenen kişi, çevre olaylar en can alıcı noktalarıyla anlatılırken canlı anlatım elden yitirilmemeli.
  • Resim ve şekiller çocuk kitaplarının kaçınılmaz birer öğesidir. Erken yaşlardan geç döneme doğru resim kullanımı da koşutluk göstermelidir.
  • Çok uzun roman ve öyküler çocuğun dikkatini ve güdülenmesini olumsuz etkileyeceğinden bu konuda dikkatli olmak gerekir.

Burada anılan özellikler, okul dönemi çocuklarım amaçlayan öykü ve romanların sayılabilecek temel özellikleriydi. Yine bu grubu amaçlayan öykü ve romanlar konuları bakımından sınıflandıklarında da, kaynaklarda ortak olarak anılan belli gruplamalar göze çarpmaktadır. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz: Hayvanları konu alan öykü ve romanlar, serüven öykü ve romanları, mizahî öykü ve romanlar, aile konulu öykü ve romanlar, bilim-kurgu konulu öykü ve romanlar, duygusal öykü ve romanlar, doğal çevreyi anlatan öykü ve romanlar, gezi, anı ve biyografi öykü ve romanları, tarihsel olayları konu edinen öykü ve romanlar.

Görüleceği gibi okul döneminde bulunan çocuklar için geleneksel anlamda yazılan öykü ve roman türleri biçimleri bakımından yetişkin edebiyatıyla benzerlik göstermektedir. Bu benzerliğin çocuğun yaşının büyümesiyle birlikte artması da doğal bir sonuç. Ne var ki bizim burada ele almaya çalıştığımız kitaplar öncelikle okulöncesi çocukları için olanlar. Zaten yukarıdaki sıralama da okul dönemi çocukları için yazılan öykü ve romanlar ile okulöncesi çocukları için yazılan anlatıların daha rahat karşılaştırılması amacını gütmektedir. Bu bağlamda aşağıda okulöncesi çocuklar için yazılan anlatıların özelliklerine değinilecektir.

OKULÖNCESİ ÇOCUKLARI İÇİN ÜRETİLEN ANLATILARIN ÖZELLİKLERİ

Okulöncesi çocukları için üretilen kitaplar arasında şiir, masal veya masalsı öyküler, bilmeceler vs. gibi türler olmasına karşın, bu türlerin hiçbirine tam olarak benzemeyen, ancak öykü benzeri anlatıların olduğu bu bölümün başında vurgulanmıştı. Çoğu kaynakta bu tür anlatılar "okulöncesi çocuk kitapları", "okulöncesi çocuk edebiyatı ürünleri" gibi belirgin olmayan deyişlerle anılmaktadır. Bu nedenle biz de burada, öykü türüne yakın, ancak bundan farklı bir biçim taşıdığı için bu tür oluşumlara okulöncesi çocuk anlatıları demeyi uygun bulmuştuk. Çocuk okulöncesi dönemde, yani 0-6 yaşları arasında yoğun bir gelişim gösterir. Bu nedenle okulöncesi kitaplar da bu hızlı değişime koşut olarak sınıflanmalı. Bu konuda Can Göknil iki aşamadan söz eder. Buna göre 0-3 yaş grubu çocuklar ile 3-6 yaş arası çocuklar için hazırlanacak kitaplar birbirinden ayrılmalıdır. Göknil'in bu konudaki görüşleri şöyle özetlenebilir: 0-3 yaş grubu için olan kitapların yüksek bir öğreticilik boyutu vardır. Bunlar çocuğun çevresini ona tamtmaya çalışır, bu nedenle de daha çok somut göstergeleri kullanır. Çocuğun yakın çevresi ve ortamıyla uyum içinde olmalı ki çocuk kitap ve kendi çevresi arasında bağlantılar kurabilsin. Bunların resimlerinin soyut motiflerden ve karmaşık süslemelerden arınmış olması gerekir.

3-6 yaş grubu çocuklar için hazırlanan kitaplarda ise çevre biraz daha geniş bir yelpazeye dağılabilir, çünkü çocuk yakın çevresini zaten artık tammaktadır. Soyut kavramlara geçişler de yapılabilir.

Şimdi de bu tür anlatıların özelliklerini yine bu tür anlatılardan yola çıkarak betimlemeye çalışalım.

Anlatıma Dayanma

Okulöncesi çocuk anlatıları, adından da anlaşılacağı gibi kurduğu gerçeği anlatarak var eder. Yani şiir gibi belli bir uzaklıkta durarak bireysel izlenimleri ya da masallar gibi aşırı düşsel bir dünyayı sunmaz okuruna. Tam tersine sanki karşı tarafta izlenen bir görüntü dil ile yeniden yaratılmaya çalışılarak, bir olay ve durum anlatılır. Zaten bu kısa türe okulöncesi çocuk anlatıları dememizin temel nedeni de buydu. Böylece yetişkinin kendisine okuduğu anlatıyı dinleyen çocuk, kendi yarı fantastik dünyasıyla benzeşimler kurarak bir anlamda okunanlar ile özdeşleşir. Zaten görsel malzemeyle desteklenen anlatı çocuk için neredeyse bir gerçek olur. Böylece, henüz okumayı bilmeyen, ama yetişkin birinin kitapta yer alan işaretlere bakarak anlattığı şeyler aracılığıyla çocuk, ilk kez okuma gerçeğinin farkına varır. Bu özellik çocuğun daha ileri yaşlardaki okuma dürtüsünü de belirleyecek bir göstergedir.

Anlatımın öyküye benzemesine karşılık öykü türü kadar uzun olmayan okulöncesi çocuk anlatıları öykü kadar yoğun da değildir. Bunlarda yoğun olarak çocuğa görelik esası göze çarpar; kısadırlar, belli bir olayı da işlemek zonanda değillerdir. Önemli olan çocuğa seslenebilmek, onun, o anki yaşamında önemli olan bir öğeyi bulup önüne getirmektir, başka deyişle öykü etmektir. Bu konuya örnek olarak Seza Aksoy'un Uyku Ağacı başlıklı anlatısına göz atalım:

Uyku Ağacı (Seza Aksoy)
Neresi güzel çocuk olmanın, erken yatılacaksa eğer.
Oysa legolarla kocaman bir ağaç yapmak çok daha güzel.
"Uyumıycam"dedi Nil bir gece.
Annesi anlatırken Bilgiç Kedi Masalı 'nı,
küçük kız, kendini uyku ağacında buldu.
Birlikte uçtular renkli düş ülkesine.
Çiftliğe götürdü Nil'i uyku ağacı.
Birden yumurta çekmez mi Nil'in canı?
"Neee... Gecenin köründe yumurtlamak ha!"
"Git, git, gıdak...Kolaysa sen yumurtlasana."
O zaman sarı inek bir bardak süt versin.
"Mööö... Daha neler!Sütünü buzdolabından içersin."
Bilgiç kedi söze karıştı hemen:
"Yarın çalışmaları için şimdi uyumaları gerek.
Bak! Elma ağacı bile kış uykusunda.
Kırmızı, beyaz çiçek açmak için ilkyazda.
Neden kar yağıyor biliyor musun?
Besleyip uyutmak için elbet ekinleri.
Uyumadan sadece gece nöbetçileri,
sokak fenerleri, ateş böcekleri,
masalcı al, paten kayan yıldızlar,
güneş ışıyınca hemen uyuyacaklar."
Düş bitti, güneş dağların ardından doğdu.
Küçük Nil, Tekir'le hâlâ uyuyordu.

Görüleceği gibi Aksoy'un anlatısı, aslında bir öykü anlatıyor. Ancak bu öykü ne tam olarak geleneksel öykünün, ne de masalın ve masalsı anlatıların özellikleriyle bire bir örtüşüyor. En azından öyküdeki gibi geleneksel anlamda bir gelişimden ve olay, düğüm gibi öğelerden söz edilemez. Her satırının bir sayfada iri puntolarla basılı olan anlatıyı, içeriğe koşut resimler destekliyor. Sayfa numaralarının basılı olmadığı ve 52 sayfadan oluşan kitap kuşe kağıda basılı, okulöncesi çocuk anlatılarına ilişkin güzel bir örneği oluşturuyor. Anlatı-resim birlikteliği bütün olarak ele alındığında karşımıza anlatım esasına dayalı, çocuk gerçeğiyle özdeş küçük bir örnek çıkıyor.

Görsellik

Okulöncesi çocuk kitaplarında görsellik deyince yalnızca kitaplarda yer alan resimleri anlamamak gerekiyor. Görsellik kavramı, kitabın dış görünüşü, ciltlemesi, kâğıt kalitesi, yazıların puntosu, kapak resmi, kullanılan resimler bakımından bir bütün olarak görülmeli. Çünkü çocuğa kitap önce dış görüntü olarak ulaşacak, onu ya çekecek ya da itecektir. Okulöncesi çocuk anlatılarında, anlatım kadar görsellik, görsel düzen ve resimlerin de titizlikle düzenlenmesi gerekir.

Kitabın dış görünüşü veya görsel düzeni daha önce ayrıntılı olarak ele alındığından bu konuyu burada yinelemek istemiyoruz. Ancak resim konusunda bazı önemli noktaları da vurgulamakta yarar var. Okulöncesi çocuk anlatılarındaki resimler anlatı ile koşutluk içinde olmalı, ancak basit bir süsleme, dekor olma yanılgısına düşürmemeli. Bu konuda Can Göknil, "Sıradan kitaplarda yayımlanan sıradan resimler çoğu kez kitapları 'süsler'. Çizimler sözcüklerin veya söz konusu metnin bir tekrarından ibarettir" derken, bu tür kitaplardaki resimlerin amaç dışı olarak kullanılmasının yalnızca bir "süsleme" olacağım vurguluyor haklı olarak. Ayrıca resimlerin, anlatının basit bir tekrarlayıcısı olmasıyla da sanatsal bir araç olan okulöncesi çocuk anlatılarının basitliğe kayma tehlikesiyle yüz yüze kalacağı vurgulanmaktadır. Bu görüşlere katılmamak olanaksız. Gerçekten de resimler anlatıyı destekleyebilir, ancak yalnızca anlatılanları tekrar etmesinin dışında çocuğun kendi alımlamasını ortaya koyabilmesine de olanak sağlayabilmeli. O zaman kesin belirlenmişliğin dışında, çağrışım yolunu açık tutarak, bazı öğelerin çocuk tarafından doldurulmasını koşutlayan resimler, daha yaratıcı olacaktır denebilir.

Bu konuda Sedat Sever de şöyle demektedir: "...Özellikle, okulöncesi ve ilköğretim birinci dönemdeki çocuklara seslenen kitaplarda yer alan resimlerin de çocuğun renkli ve devingen dünyasında yeni olanaklar yaratması gerekir. Resmin beklenen işlevi gerçekleştirebilmesinin temel koşulu, sanatçı duyarlığı ile yapılmasıdır. Bu nitelikteki resimler metnin iletisini tamamlar; metinde sözcüklerle anlatıl-mayanları, çizgi ve renklerin diliyle çocuğa aktarır. Bu resimler, metnin kurgusuna koşut olarak çocuğu eğlendirir, düşündürür, heyecanlandırır. Çocukta resim yapma, resme anlayarak bakma isteği uyandırır....."

Sedat Sever'in resim konusundaki görüşleri, çocuk-resim ilişkisini kuşatıcı niteliktedir. Gerçekten de çocuk kitaplarındaki anlatılar çocuğa edebiyat eğitimi verme gibi bir işlev üstlendiği gibi, resimler de çocuğa resim ve sanat konusunda duyarlık kazandırmayı amaçlamalıdır.

Özetleyecek olursak, görsellik konusunda değindiğimiz resimler, yalmzca metni yinelemenin ötesinde resmi tamamlayan ve çocuğun sanat duyarlığım geliştirici bir öge olarak görülmelidir.

Örneğin, aşağıda yer alan ve anlatısını yukarıda verdiğimiz Seza Aksoy'un Uyku Ağacı'ndan alınma resim; inek, doğa, gece, çocuk gibi nesneleri imgesel olarak yansıtırken, aynı zamanda da bu resmi gören çocukta merak uyandıracak ve onun bu resme bakarak kendi düş gücünü harekete geçirmesi sağlanacaktır.

Benzeri özellikleri aşağıda Ayla Çınaroğlu'nun Küçük Mor Balık kitabıyla, yine aynı yazarın resimlerini Mustafa Delioğlu'nun yaptığı Peynirli Börek başlıklı kitabında da görmekteyiz.

Ayla Çınaroğlu'nun Küçük Mor Balık başlıklı kitabında renklerin birbiriyle estetik uyumu olduğu kadar, anlatılan öyküye koşut olarak balık, mutluluk, deniz, dalga gibi öğeler çocuğun alımlamasını zorlamayan, ancak estetik ve sanatsal biçemle oluşturulmuş. Benzer biçimde Delioğlu'nun çizdiği ve tembel fare imgesinin verilmeye çalışıldığı resimde ise tembellik ön planda tutulurken, farklı çağrışımların oluşmasına da açık kapı bırakılmış.

Kısacası böylesi kaygılarla biçimlenmiş kitaplarda çocuk eğlenirken, bir yandan da sanat ve edebiyat eğitimi alacaktır. Göknil bu konuda "..... Okuyan bir toplum, okulöncesi çocuk edebiyatında ürün vermiş yazarların en değerli eseridir" derken bu gerçeğe işaret etmektedir. Aslında Can Göknil'in sözlerine bu bağlamda yazarların yanı sıra çizerleri de eklemek gerekir.

Duruluk

Okulöncesi çocuklar için üretilen bütün anlatılar son derece duru bir anlatıma sahip olmalılar. Hedef kitle okulöncesi hangi çocuk grubu olursa olsun, çocuğun anlama engeliyle karşılaşmaması için duru anlatım da görsellik kadar önemli bir öğedir. Yoksa, çocuğun anlatılanlardan bir şey anlamaması, onun kitapla ilişki ku-ramamasına ve kitaptan uzaklaşmasına neden olacaktır. Anlatılmak istenen şey neyse, fazlaca ayrıntıya kaçılmadan, ama söylenmesi gerekli olan öğeler de yalın biçimde vurgulanarak anlatılmalı. Betimlemeler basit ve ilk göze çarpan genel yönleriyle ifade edilmeli. Çocuğu olumsuz olarak yönlendireceğinden öznel ve duygusal yargılardan kaçınmalıdır. Yukarıda verdiğimiz Seza Aksoy'un anlatısın-daki mekân sık sık değişmesine, anlatıya değişik hayvanlar katılmasına karşın hemen hiç karışıklığa rastlamayız. Bu bakımdan anlatının duruluğu, karmaşadan kaçınma kitabın başarısı için önemlidir. Okulöncesi çocuk anlatılarında duruluk konusuna da bir örnek vermek istiyoruz. Ülkemizde örneğine sık rastlayamadığımız Ayla Çınaroğlu'nun yazıp resimlediği Minik Kitaplar Dizisindeki (1- Kedi, 2- Köpek, 3- Kuş, 4- Balık, 5- Kuzu, 6- Baykuş, 7- Orman, 8- Kümes) Kümes adlı anlatı ilginç bir örnek oluşturuyor. Çünkü boyutları 10 x 11 cm olan karton kapak, kuşe kâğıtlı ve 5 yaprak 10 sayfadan oluşan bu kitap, 3-4 yaş çocuklarının da rahatlıkla elinde tutabileceği, kendi başına bakabileceği bir örneği oluşturuyor. Kitabın içindeki öykü şöyle:

Kümes (Ayla Çınaroğlu)
Şu küçücük kümeste
Koskoca bir aile
Uyum içinde yaşar.

İşte Horoz.
Hem baba
Hem başkandır kümeste.
Sabah,
Daha gün doğarken
Herkes kalkar
O ötünce.

Ben onlara yem veririm.
Koşuşur hamarat tavuklar.
Sonra bir bakarsınız...

Gıtgıtgıdak, gıtgıtgıdak,
Gel bak yumurtam ne sıcak...

Anaç tavuk
Günlerce bekler
Yumurtaların üstünde.
Dur, sabret biraz daha
Güzel civcivler çıkacak
Zamanı gelince.

Cik cik, minicik civcivler,
Annelerinin peşinde.
Yem yemeyi, su içmeyi
Ondan öğrenecekler.

İşte bizim kümeste
Civcivler, horoz ve tavuklar
Böyle düzen içinde
Birlikte yaşıyorlar.

Bu düzende benim de her gün
Bir yumurta payım var.

Anlatının bölümleri arasındaki aralıkları biz burada aktarabilmek için açtık. Her bölüm kitapta tek bir sayfada verilmiş ve karşısında da mutlaka bir resim bulunuyor. Anlatı kümes hayvanları, horoz ve tavuk adasında cinsiyet farkını, horozun erkenden öttüğünü, tavukların yumurtladığını ve civcivlerin yumurtadan çıktıklarını son derece duru bir dil ve anlatımla anlatıyor. Aslında bilgi yükü son derece yoğun olmasına karşılık duru anlatım, kitabı hem eğlenceli hem de akıcı kılmış. Bu arada kitabın öyküsü okuyan çocuk, okunanlar ile resimler arasında kendince ilişkiler kuracak ve merakının uyandırılmasıyla birlikte düşünce ufku da genişleyecektir.

Öğreticilik

Ele aldığımız türdeki çocuk kitaplarının hemen hepsinde öğretici bir özellik bulunmaktadır. Bu kitabın ilk bölümünde çocuk edebiyatı bağlamında çocuğun özellikleri anlatılırken, onun yaşamında ilk kezler bulunduğu ve öğrenme sürecinde bir varlık olduğu vurgulanmıştı. Aslında çocuk kitaplarında salt anlamda öğreticilikten kaçınmak olanaklı değil. Çünkü hedef kitle olan çocuklar zaten henüz yaşamı, dünyayı, çeşitli değerleri öğrenme aşamasındadırlar. Kitaplarda da ister istemez çocukların bilmedikleri konular yer alacağından yalın bir öğreticilik kendiliğinden doğmaktadır. Dikkat edilmesi gereken asıl nokta bu öğreticiliğin, tehditkâr bir anlayışla beyin yıkamaya ya da doktriner bir anlayışla otoriter bir anlatım biçimine kaymamasıdır.

Okulöncesi çocuklarının kendini, ailesini, yaşamım yakından ilgilendiren bazı değerleri, çeşitli nesneleri öğrenmeye gereksinimi vardır. Bu durumda yazarlara ve çizerlere düşen görev dikkatli ve titiz bir anlayışla çocuğun gereksinimlerini karşılamaktır. Böylece çocuk öğrenmesi gereken bilgileri daha kolay öğrenecek veya en azından bunlara hazırlıklı olacaktır. Bu konuda Aytül Akal'ın Ben Minicik Bir Bebektim adlı anlatışım örnek olarak vermek istiyoruz.

Ben Minicik Bir Bebektim (Aytül Akal)
Artık büyüdüm, kocaman bir kız oldum!
Bazen babamla işe bile giderim.
Babamın iş yerine bayılırım.
Babam renk renk düğmeler satar.
Ben de babama yardım ederim.
tşe her gidişimde düğmeleri
renklerine göre ayırıp yerleştiririm.
Önce mavi düğmeleri kutusuna koyarım.
Mavi, en sevdiğim renk!
Sonra kırmızı düğmeleri ayırırım.
Kırmızı, elbisemin rengi.
Sarı düğmeleri bulmak çok kolay.
tşte bakın, kutuyu doldurdum bile.
Yeşil düğmeler ağacın yapraklarıyla aynı renk.
Kahverengi düğmeleri toplamaya sıkılırım.
Onlar kutuya kendi kendilerine girer.
Bence beyaz düğmelerin rengi yok.
Ama babam beyaz da bir renktir diyor.
Siyahı hatırlamak için gözümü kaparım.
tşte siyah renk, gözümün içindeki karanlıkta!
Turuncu düğmeler çok hoş!
Güneş gibi parlıyorlar.
Off, mor ne zor renk!
Ama onları da ayırınca geriye yalnız griler kalır.
Ne kolay değil mi?
Gün sonunda babam,
"AFERİN ÇOK ÇALIŞTIN" der.
Ödül olarak bana 10 tane renkli düğme verir.
Ben de peri kızı olur, düğmelerin her birini
rengârenk uçan dairelere dönüştürürüm.
Sonra babamı uçan daireme bindirip
eve götürürüm.

Her sayfasına ikişer üçer satırı yazılı olan anlatı, büyük boy renkli resimlerle zengin biçimde desteklenmiştir. Görüleceği gibi bu kitap 3-4 yaş çocuğuna renkleri öğretmek üzere ideal bir ortam hazırlamaktadır. Başta çocuğun dikkati günlük hayata çekilerek, çocuğun babasının dükkanına gitmesi sağlanıyor. Çocuk orada rengârenk düğmeleri ortaya dökerek bunları renklerine göre sınıflamaya çalışır. Bu arada düğmelerin renkleri çocuğun yaşamındaki nesnelerle özdeşleşti-rilerek daha kolay bir öğrenme sağlanıyor. Örneğin, yeşil düğmelerin renginin yaprakların rengine benzemesi gibi. Bir yandan da arka planda yer alan tezgâhta, düğme almaya gelen kadınların belli sayıda düğme istemeleri ve tezgahın üzerine istenilen sayıda büyükçe düğmelerin konması çocuklarda sayı kavramım yerleştirmeye yarayacak bir çabadır.

Öte yandan 4 yaştan itibaren çocuğun yaşamını yakından ilgilendiren bazı kavramların çocuk kitabında yer alarak bunların çocuğa öğretilmesi de gerekli bir zorunluluktur. Örneğin çalışkanlık, başkalarım rahatsız etmeme, paylaşım, hoşgörü, düzenli olma gibi kavramlar anlatılarda yer alabilir.

Çocuk kitaplarında, özellikle de okulöncesi çocukları amaçlayan anlatı kitaplarında böyle bir öğreticiliğin yararlı olduğu tartışma götürmeyen bir gerçektir. Öğreticiliğin çocuk edebiyatında günümüzde yoğunlukla eleştirilmesi konusu ise daha çok çocuğun düşüncesine el konarak ona belli değerleri benimsetme kaygısından kaynaklanmaktadır.

Kısalık

Okulöncesi çocuk anlatılarının hepsi kısadır. Sayfa sayılarının, çoğu kitapta kabarık olmasının nedeni az yazının bol resimle desteklenmesidir. Yukarıda metinlerini örnek olarak verdiğimizden de anlaşılacağı gibi anlatılanlar aslında birkaç satırdan oluşuyor. Bu tür kitaplarda resimlerle desteklenen yazı, kitabın bütününe öylesine yayılıyor ki, sonuçta kitap izlenimi veren bir oluşum ortaya çıkıyor. Aşağıda da verilecek örnek metinler, bu kitapların içerdiği yazı miktarı konusunda yeterince fikir verecektir. Metnin tümünün kısalığının ötesinde anlatıyı oluşturan tümceler de kısadır. Yukarıda ve aşağıdaki örneklerden de izleneceği gibi bu kitaplardaki tümceleri en fazla 3-5 sözcük oluşturmaktadır. Bu da eğitsel açıdan değerlendirildiğinde aranan bir özelliktir. Çocuğun dikkatinin kolay dağılacağım ve uzun tümceleri okurken anlatılanın anlamım yitireceğini düşünürsek, okulöncesi çocuklar için 5-6 sözcüğü geçmeyen tümce kullanımına dikkat edilmeli. Hemen belirtmekte yarar var ki, okulöncesi çocuk anlatılarında çoğunlukla sayfalar numaralandırılmamaktadır. Bazı örneklerde ise sayfa numarasının konduğu bölümde kitabın içeriğine uygun motifler yer alır. Bu da çocuğun kitapla ilişkisi bakımından olumlu bir özellik olarak görülebilir. Ancak sayfalarında kitabın dış yapı özelliklerine aykırı düşmeyen sayfa numaralarının yer alması da olağan olarak görülmelidir.

Kişiler

Okulöncesi çocuk anlatılarında daha çok, hedef kitle yaşında ve özelliklerinde çocuklar kullanılır. Bunun yanı sıra hayvanlar da bu kitaplarda en çok kullanılan canlılar olarak göze çarpıyor.

Hayvanların yoğun olarak kullanılma nedeni, çocukların naif bir yaklaşımla bütün hayvanları sevmesi gösterilebilir. Günlük yaşamda yer alan kedi, köpek, kuş gibi evcil hayvanlar çocuğun yaşamında zaten yer alan canlılar. Çocuk dünyaya gözlerini ilk açtığı andan itibaren bu hayvanların ister oyuncak ister canlı biçimleriyle bir şekilde yüz yüze geliyor. O nedenle bu tanıdık canlıların çocuk kitaplarında kullanılması, anlatılmak istenenin bunlar aracılığıyla aktarılması, yerine göre hem komik hem de eğitsel bir ortam yaratmaktadır. Bunun ötesinde özellikleriyle ön plana çıkan bazı hayvanlar da çocuk kitaplarında çokça kullanılır. Örneğin, keçiler inatçılıkları, kaplumbağalar yavaşlıkları, tavşanlar uzun kulakları ve hızları, kuzular saflık ve masumiyetleri nedeniyle çokça kullanılır. Amaç bir yandan da bu hayvanların özellikleri ile insan davranışları arasında benzeşimler kurmaktır.

Hedef kitleye benzeyen çocukların kullanımındaki amaç ise dinleyen/izleyen (okuyan) çocuğun özdeşleşmesini sağlamaktır. Böylece anlatılan öyküde kendinden de parçalar bulacak olan çocuğun dikkati uyarılacak ve kitap ile birlikte kendi düş gücünü de harekete geçirecektir.

Yetişkinler de bu yaş grubu çocuk kitaplarında az da olsa yer alır. Ancak bunlar en önemli rolleri almadıkları gibi, daha çok silik çizilirler.

OKULÖNCESİ ÇOCUK ANLATILARINDA KONUSAL SINIFLAMA

Okulöncesi çocuk anlatılarının konusal sınıflaması doğal olarak okul dönemi çocukları amaçlayan öykü ve romandan farklıdır. Çünkü yaş döneminin özelliği olarak hem çevreyi tanıma gereksinimi, hem anlama ve kavrama yetisi belli konuların ön plana çıkmasını sağlıyor. Bu bölümde andığımız veya anamadığımız ama aynı sınıfa girebilecek bazı kitaplar örnek olarak aşağıda ilgili bölümlerde verilmiştir. Ancak burada anılan kitap ve yazar isimlerinin dışında bu bağlamda belirtilmesi gereken daha pek çok yazar ve kitap olduğunu da hemen belirtmekte yarar var. Bizim buradaki amacımız, belli bir ölçüde tanıtım yapmaktır; yoksa tüketici bir anlayışla alandaki bütün birikimi burada sunmak zaten olanaksızdır. Buna göre aşağıdaki sınıflamayı yapmak mümkündür.

Çocuğun Kendini Tanımasına Yardımcı Olan Kitaplar

Bu tür kitaplarda yer alan kişiler ister insan (çocuk) ister hayvan olsun önemli olan, çocuğun kendinin tanımadığı bir yanını bulgulaması, yanlış bildiği bir konunun doğrusunu öğrenmesi ya da çocuğun sergilediği bir olumsuzluğu deneyimler yoluyla düzeltmesi söz konusu edilir. Bu bağlamda kavramlar da öğretilmeye başlanır. Kıskançlık, gürültü yaparak başkalarım rahatsız etme, kendini, özelliklerini tanımamaktan doğan karamsarlık, can sıkıntısı gibi olumsuzlukları yenme ya da yanlış bir arayış içinde olanların kendini ve çevreyi tanıdıktan sonra sorunların aşılması gibi şeyler söz konusu edilir. Örnek olarak, Küçük Mor Balık - Ayla Çına-roğlu, Kuli'nin Rüyası - Aysel Gürmen, Peynirli Börek - Aysel Gürmen, Uyku Ağacı -Seza Aksoy, Nil Soru Soruyor - Seza Aksoy gibi kitaplar gösterilebilir.

Yakın Çevre ve Basit Kavramlar

Çocuğun yakın çevresinde geçen olayları ve çocuğu yakından ilgilendiren basit kavramları içeren kitaplar oldukça bol olarak temsil edilmektedir. Bu özelliğinden dolayı bu tür kitapların yoğun bir öğreticilik boyutu da vardır. Örneğin basit şekiller, adlar, deyimler, harfler, sayı sayma ve rakamlar, renkler, kardeş ve akrabalarla olan ilişkiler davranışlar gibi konular ele alınabilir. Bu kitaplara örnek olarak da Ben Minicik Bir Bebektim - Aytül Akal, Altın Uçurtma - Aysel Gürmen, Şarkıcı Kurbağalar - Nur İçözü, Ben Neyim - Aysel Gürmen gibi kitaplar sıralanabilir. Elbette burada anamadığımız daha pek çok kitap var.

Doğa ve Hayvanları Tanıtma

Yukarıda okulöncesi çocuk kitaplarında kişiler konusu anlatılırken bu tür kitaplarda hayvanların yoğun olarak kullanıldığından söz edilmişti. Gerçekten de çocuğun doğayı tammasına yardımcı olan kitaplarda hayvanların büyük bir kullanım alam var. Hayvanlar kimi zaman insan davranışlarım ve rollerini üstlenerek olumlu/olumsuz bir eleştiriyi belirginleştiren birer öge oluyor, kimi zaman da doğanın işleyişi konusunda bilgi aktarıcı bir işlev kazamyorlar. Örneğin cinsiyet, doğum, üreme, aile ilişkileri gibi konularda hayvanlar sıklıkla kullanılan öğeler. Aynı biçimde bitkiler de zaman zaman bir araç olarak böylesi bir amaca hizmet ederler. Ayla Çınaroğlu'nun Kedi, Köpek, Kuş, Balık, Kuzu, Baykuş, Orman, Kümes gibi mini dizi kitaplarıyla, Demet in Bahçesi; Aysel Gürmen'in Minnoş Anne Oldu ve Çiftlikte Akşam gibi kitapları bu konuda örnek olarak gösterilebilir.

Toplumsal İlişkileri Konu Alan Kitaplar

Çocuk aynı zamanda toplumsal bir varlık olarak çevresinde bulunan kişilerle ilişki içindedir. Bu bağlamda da yakın çevresindeki kişilerle uyumlu olduğu kadar çatışma içinde de bulunabilir. Çocukların kişiliklerini de belirleyecek olan toplumsal davranışları konusunda onların bu yönlerinin de kitaplarda temsil edilmesi önemlidir. Bu konuda Can Göknil'in Kirpi Masalı, Fiti Fiti Tek Başına, Kardeş Kardeşe, Gülsüm Cengiz'in Canı Sıkılan Palyaço gibi kitapları örnek olarak gösterilebilir.

Özet

Çocuğun okuma eğitiminde, edebiyat deneyimi kazanmasında önemli yeri olan öykü ve romanlar çocuk edebiyatının belli birtakım özellikleri, ideal koşulları vardır. Mantık yanlışı olmaması, olayların belli bir plan çerçevesinde gelişmesi; şiddet, politik görüş, cinsel istismar gibi konulann ele alınmaması; uygun resim ve şekillere yer verilmesi vb.

Okulöncesi çocukları için hazırlanan kitapların özellikleri ise 0-3 ve 3-6 yaş arası çocuklanna göre iki grup için ayrılır. 0-3 yaş grubu için olan kitaplar öncelikle çocuğun çevresini ona tanıtmalı, daha çok somut göstergeleri kullanmalıdır. Resimleri soyut motiflerden, karmaşık süslemelerden anndırmalıdır. 3-6 yaş grubundaki çocuklar için hazırlanan kitaplarda ise çevre daha genişletilebilir; soyut kavramlara geçilebilir.

Okulöncesi çocuk anlatılan âdeta karşı tarafta izlenen bir görüntü dil ile yeniden yaratılmaya çalışılarak anlatılır. Anlatı çocuk için görsel malzemeyi desteklediği oranda gerçek olur. Çocuk anlatılarında dikkat edilmesi gerekli birtakım özellikler vardır. Bunlar çocuğa görelik, görsellik, duruluk, öğreticilik, kısalık ve kişilerdir. Okulöncesi çocuk anlatılarının konu sınıflaması okul dönemi çocuklanna yönelik öykü ve romandan farklıdır. Bu anlatılar çocuğun kendini tanımasına yardımcı kitaplar olarak kıskançlık, karamsarlık, can sıkıntısı, başkalarını rahatsız etme gibi olumsuzlukları yenmeye yönelik olabilir. Aynca yakın çevre ve basit kavranılan, doğa ve hayvanları, toplumsal ilişkileri konu alabilirler.

Yazarlar
Editör: Yard. Doç. Dr. Zeliha GÜNEŞ
Doç. Dr. Selahattin DİLİDÜZGÜN
Doç. Dr. Sedat SEVER
Yard. Doç. Dr. Ali ÖZTÜRK
Dr. Ömer ADIGÜZEL