12 Mart-12 Eylül Romanları

MİLLİYETÇİ/ÜLKÜCÜ BAKIŞ

Çatışmanın karşı cephesini oluşturan ve kendilerine “ülkücü” adını veren grupların bakış açısından yaşanan sosyal olayları, siyasal çatışmaları; acılarla, özveriyle dolu bireysel öyküleri geniş bir perspektiften değerlendirip okura sunan romancılar da vardır. Öne çıkan adlardan Tank Buğra Dünyanın En Pis Sokağı ve Gençliğim Eyvah’da 70’li yılların sağ-sol eksenli siyasal çatışmalarını romana taşırken; Yahya Akengin, otobiyografik karakterli Dönüş Acıları romanında 1970’li yıllarda büyük kente üniversite eğitimi almak için gelen dört taşralı gencin, istemeyerek sürüklendikleri olayları, birer yaprak gibi dökülmelerini ve eğitimlerini tamamlayamadan köylerine dönüşlerini işler.

Bakış açıları aynı olmakla beraber görüşlerini ulusçu söylemlerle destekleyen 70’li 80’li yılların sağ-sol kutupluluğuna dayanan bölünmüşlüğünde “milliyetçi / ülkücü” kesimin sorunlarını, görüşlerini, yaşadıkları acılı yaşamı ve sonrasını dile getiren / romanlaştıran yazarlar arasında Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Mustafa Miyasoğlu.. gibi adlardan da söz etmek yerinde olacaktır.

Roman yazmaya 1966’da Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışma ile başlayan Emine Işınsu Öksüz (d. 1936), son romanı Bukağıya kadar yazdığı tüm romanlarında Türk toplumunun son kırk yıl içinde geçirdiği sarsıntıları, yaşadığı buhranları, kitlesel dalgalanmaları, sağ-sol şeklinde biçimlenen kutuplaşmaları, iyice hazmedilmemiş reçetelerle ve siyasal doktrinlerle kendilerine bir yer tutmaya çalışan ve yaşamlarını bunlarla yönlendiren dönemin gençliğini ve sorunlarını, kuşak çatışmasını, inanç buhranını ve bu buhrandan gönül yüceliğine ulaşmanın yollarını bir öğretmen yüreğiyle, bir anne duyarlığıyla, içten ve yalın anlatımıyla öyküleştirdi. İlk romanı Küçük Dünya’da ellili yıllarda Urfa’ya gelin giden üniversite eğitimi görmüş İstanbullu bir kızın mistik özellikler taşıyan bu uzak yurt köşesinde mizaç ve dünya görüşleri bakımından anlaşamadığı kocası ile duygusal yakınlık kurduğu erkek arasında yaşadığı çatışmalarını işleyen Işınsu, Azap Toprakları, Ak Topraklar, Tutsak, Çiçekler Büyür romanlara konularını yetmişli yılların başında Batı Trakya’da yaşayan Türkler’in kimliklerine yönelik baskı ve horlama altında geçen yaşamlarını öykülemeye yönelir. Sancı ‘da yetmiş öncesi sol görüşlü öğrenciler tarafından öldürülen bir gencin yaşam öyküsünü; Atlıkarıncada yarı aydınların kısır çatışmalarını ve gerçeği sorgulamalarını; 12 Mart öncesi ideolojik kutuplaşmaların bir fon olarak kullanıldığı Cambaz’da Türkiye’deki yozlaşmış sendikacılık faaliyetlerini; Cumhuriyet Türküsü’nde Cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak ilk on yılının sosyal ve siyasal olaylarını, Mustafa Kemal ile muhalifleri arasındaki çatışmaları ve zaferin kazanılmasında dişi ile tırnağıyla mücadele eden Anadolu insanının rolünü; Kaf Dağının Ardında’da sol görüşlü ünlü bir kadın romancının sevdiği erkeğin etkisiyle ruhsal bakımından olgunlaşmasını, iç huzuruna kavuşmasını işlerken; Nisan Yağmuru, Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri ve Bukağı gibi tasavvufi, mistik karakterli romanlarında okuruna gönül ülkesine giden yolu göstermeğe çalışır.

Emine Işınsu’nun romanları, konu bakımından iki grupta incelenebilir. Alemdar Yalçın’ın tespitiyle bunlardan ilkini “insan ve insan psikolojisinin inceliklerine yönelen romanları” (Yalçın 2003: 552). ikinci grubu ise 1980 öncesi ülkemizin geçirdiği sosyal ve siyasal değişim içindeki ideolojik kutuplaşmaların toplumun değişik katları üzerindeki etkilerini işleyen romanlar oluşturur.

Sanat yaşamına öykü yazmakla başlayan Sevinç Çokum (d. 1943), daha sonra öykü ve romanı bir arada yürütür. Romanlarında sosyal ve tarihsel konulara yer verir. Konusunu yaşadığı dönemin sosyal ve siyasal olaylarından alan Zorun ardından yazdığı belgesel hüviyetli Ağustos Başağinda Milli Mücadele döneminde cephede ve cephe gerisinde yaşanan olayları; Çırpıntılarda parçalanmış aileleri ve göç dramını Avustralya’da ayakta kalmaya çalışan bir ailenin serüvenini; konusunu yakın tarihten alan Bizim Diyarda Osmanlı Devletinin çöküş yıllarını, kaybedilen Rumeli’yi, Balkan ve Rumeli göçlerini ve yaşanan dramları, 27 Mayıs askeri darbesinin bir fon olarak kullanıldığı Karanlığa Direnen Yıldız ve devamı niteliğindeki Deli Zamanlarda aynı apartmanı paylaşan dostların birbirine yabancılaşmalarını, çözülen kişilikleri, ihanetleri ve Aypare adlı kadın kahramanının çevresinde yeniden bütünleşmelerini; tarihsel romanı Hilâl Görününce ‘de, Kırım Savaşı yıllarında Kırım Türklerinin zengin ve renkli hayatlarından kesitler sunar. Gül Yüzlüm’de köyden kente çalışmak için göç eden dul bir kadının karşılaştığı zorlukları anlatır. Yazar, asli kişi Zeynep’in serüveni içinde aile içi şiddete maruz kalan kadın, ailenin yozlaşması, yanlış batılılaşma gibi sorunları kurmacanın sınırlarında ve edebi-lik vasfını zedelemeden yansıtmayı başarır. Sevinç Çokum’un son romanı Gece Rüzgârları’nda ise 80’li yıllarda geçen olayları, ideolojilerin yerini alan yeni değerleri, ideolojik kargaşalar içinde yönünü ve değerlerini kaybetmiş toplumun ikiyüzlülüğünü, mizahi ve ironik bir üslupla eleştirir.

Sevinç Çokum, sosyal içerikli romanlarında Türk toplumunun yetmişli yıllardan başlayarak geçirdiği hızlı değişmeleri, birtakım dalgalanmaları, 1980 sonrasının yeni değerlerine uyum sağlamakta güçlük çeken insanların çeşitli ruhsal durumlarını, yalnızlık ve yabancılaşmayı işler. Tarihsel romanlarında ise dış Türklerin kimliklerini ve kültürlerini korumak için yaptıkları mücadeleleri onların renkli dünyalarını insancıl ve ulusçu bakış açısından dile getirir.

Şiir, öykü ve romanı bir arada yürüten Mustafa Miyasoğlu (d. 1946), ilk romanı Kaybolmuş Günlefde (1975 MKV Ödülü) 1960 sonrasında ortaya çıkan sosyal ve düşünsel plandaki değişiklikleri, üniversite eğitimi yapan kişilerinin aşklarını, acılarını, kısaca anlamsız çatışmalarla, kavgalarla yitip giden bir gençliğin hayatını anlatır. İkinci romanı Dönemeçte (1980 TYB armağanı) Anadolu insanının iç dünyasını aralamaya çalışır. Pek çok romancının göz ardı ettiği ya da sınıf çatışması için bir araç olarak kullandığı bu insanların zengin ve renkli dünyaları, geleneksel aile içindeki anlaşmazlıkları, kırılmaları ve parçalanmaları; aşk, düğün, ölüm çevresinde verilen bölgesel renkler içinde, hepsinden önemlisi özgün ve şiirsel bir roman diliyle okura yansıtılır. Güzel Ölüm, Doğu metaforlarıyla ve geleneksel söylemlerle biçimlenmiş fantastik bir aşk öyküsü, ya da maddi aşktan ilâhî aşka yücelen benzersiz bir aşk öyküsüdür. Miyasoğlu’nun TYB tarafından ödüle lâyık bulunan son romanı Bir Aşk Serüveninde ise bir aşk öyküsü çevresinde toplumun son otuz yıllık değişim serüvenini ele alır. Romanda tüm beklentilerin genç kuşağın omuzlarında olduğuna özellikle dikkat çekilir. Miyasoğlu, romanlarındaki sağlam olay örgüsü, güçlü karakterleri, ve bu karakterlerinin zengin iç dünyalarıyla Türk romanının önemli adları arasında kabul edilmelidir. Bu adlara Ahmet Bican Ercilasun‘un bir grup akademisyenin Türk cumhuriyetlerinden Özbekistan’a yaptıkları gezi sırasında yaşadıkları serüvenler çevresinde, Türk aydınının son 40 yılda düşünsel planda yaşadığı değişimi ve gelişmeleri de içine alan anı-roman hüviyetindeki Gülnar romanı da eklenebilir.

Bu adlar dışında Alev Alatlı‘nm ‘hepimizin içinde baskıcı, despot bir kişilik yatar; aileden başlayarak aldığımız tek yanlı ve boyun eğmeye, tartışmasız itaat etmeye güdüleyen eğitim anlayışı zamanla farkına varmaksızın bizleri de işkenceci yapıverir’ teme) düşüncesinden yola çıkarak 12 Mart, 12 Eylül öncesi siyasal olayları eleştiren İşkenceci romanını; Mehmet Niyazi Özdemir‘in çatışmaların arka planındaki kimlik sorununa dikkat çektiği Var Olma Kavgasim ve Rusya’dan kaçan ana ile oğulun ölümle sonuçlanan serüvenlerini işlediği Ölüm Daha Güzeldi romanlarını ve Hasan Kayıhan‘m Türkiye’deki üretim ilişkilerinin ve siyasal yapının çarpıklığını ele aldığı Beyler Aman, Nihat Genç‘in Dar Alanda Tufan, Dün Korkusu, Konuştuğumuz Gibi Uzaklara, Bu Çağın Soylusu romanlarının da burada anılması gerekir.

Sonuç olarak 12 Mart 12 Eylül romanları adını verdiğimiz 70’li ve 80’li yılların büyük ölçüde bir dünya görüşüne angaje olmuş, daha çok kutuplaşmalara dayalı anı-romanları, bir döneme ışık tutmaları bakımından edebi niteliklerinden çok sosyolojik değerleriyle belleklerde yer edindiler.

Kaynakça: Prof.Dr. Osman GÜNDÜZ, Çağdaş Türk Romanı